çocukla aktivite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukla aktivite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2016 Salı

HAFTA SONU KAÇAMAĞI

   Zaman zaman buraya günlük tadında yazı yazmak hoşuma gidiyor, biriktirdiğim anılarla ilgili arşiv de olmuş oluyor. İşte bu da o yazılardan biri.


   Geçtiğimiz hafta sonu ailece Konya/Aksehir'deydik. Hem ziyaret hem gezme olsun, hem çocuklar hem de bizim için değişiklik olsun dedik. Çok da iyi ettik doğrusu.

   Öncelikle kayınpederimin yanına gittik, eşimin köyüne. Çocuklar orada inanılmaz mutlu oldular. Çünkü gönüllerince koşup oynayacakları bir bahçesi var kayınpederimin. Kürekle kum aktardılar, tulumbadan su çekip ıslandılar, dalından erik ve dut yediler, asma filizinin tadına baktılar, vs. Karıncaları keşfettiler bir de. Gerçi biz de onların sayesinde keşfetmiş olduk. Kürekle kum aktarırken, kum yığınının içinde karınca yuvası olduğunu fark ettiler. Hafifçe kumu açtıklarında içeride bir karınca şehri çıktı ortaya. Yuvasi yıkılan karıncalar hemen yumurtalarını alıp kendilerince güvenli buldukları yerlere taşıdılar. Ardından hemen yeni bir yuva kurmaya başladılar. Yuva yapmak için açtıkları delikten, her biri bir adet küçük taşla çıkıyor, taşı belli mesafeye bırakıyor (hepsi aynı mesafeye bırakıyor), geri dönüşte mutlaka ayaklarıyla toprağı hafifçe eşeleyip yol açarak tekrar deliğe giriyor ve bu döngü her karınca için tekrar tekrar devam edip gidiyordu. Aralarındaki anlaşmaya, ne yapacaklarını bilen hallerine ve durmaksızın çalışmalarına hayran kaldık (not: karıncalara zarar verilmedi).
   Ertesi gün şehri turladik, eşimle anılarımızı tazeledik oğlumuza anlatarak. Oturduğumuz ev, alışveriş yaptığımız yerler, vs. Tabi Lezzet Lokantasından kuyu kebabı ve etli ekmek yemeden, Akşehir Evi'ni gezmeden, Hıdırlık Tepesi'nde oturup kahvemizi yudumlamadan, Güvendik Pastanesi'nden dondurma yemeden olmazdı, hepsini yaptık şükürler olsun. İçimizde kalan tek şey peynir baklavası oldu. Onu da çok özlemiştik ama kısmet olmadı. Ardından tekrar köye döndük.
   Köyde boş buldukları her an çocuklar ellerine kürekleri alıp kum aktardılar, karıncaları izlediler, toza toprağa bulandılar. Bana düşen de sürekli kıyafetlerini değiştirmek oldu. Dönüşte Konya Mevlana Müzesi'ne uğradık. Oğlum daha önce görmüştü ama hatırlamıyordu. Şimdi farkındalığı artmışken yeniden görüp anılarında yer etsin istedik.
   Sonrasında Ereğli 'ye uğrayıp koyun yoğurdumuzu aldık ve evimize döndük.

   Bu mini tatil, yıllardır aklımızda olan ve bir türlü hayata aktaramadigimiz bir şey için bize gaz verdi: kendimiz ve çocuklarımız için bir bahçe kurmak. Yaşadığımız yere yakın bir köyden küçük de olsa bir arsa alıp, istediğimizi ekip dikeceğiz. İki odalı bir de kulübe kondurursak çocuklarımız için bir nevi kamp hayatı da sunabileceğiz kısmet olursa.

   Yalnız, iki yaşındaki miniğim iki gün bahçe özgürlüğünü yaşayınca bir isyana, bir tribe girdi ki. Her şeye itiraz eder oldu. Mesela seni seviyorum bebeğim dediğimde bile "ommaş"(olmaz) diye itiraz ediyor hemen. Onu ne yapacağız bilmem.


Güller kayınpederimin bahçesinden. Daha fazlasını ve hatta karıncalar şehrini de eklemek isterdim ama o fotoğraflarda çocuklarım da olduğu için buraya koymamayı tercih ettim.

31 Mart 2016 Perşembe

Çocukta Başlar - Damla ÇELİKTABAN

Annemin Kitaplığı , Facebook sayfasında paylaştı bu linki. Bana göre bir çoğumuzun yaptığı ve çocuklarımızın kişilik gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olan ancak çoğumuzun hayat kosturmacasinda farkına bile varamadığımız, küçük görünen ama aslinda cok daha derin bazı yanlışları özetleyen bir yazı. Yazarın kalemine sağlık. Hepimize farkındalık kazandırması dileğiyle...

Çocukta Başlar

Not: Yukarıda linkini verdiğim Annemin Kitaplığı Facebook sayfasını ve BURADAKİ internet sitesini takip etmenizi şiddetle değil ama ısrarla tavsiye ediyorum. Çocuğa yaklaşım, öfke kontrolü, vs konularında ben de kendisinden oldukça faydalanıyorum.

8 Mart 2016 Salı

BEBEKLE EV AKTİVİTELERİ (İNCE MOTOR BECERİ VE KOORDİNASYON GELİŞİMİ İÇİN)


   Bu konuda yapılabilecek o kadar çok çalışma var ki. Gerek hazır materyallerle, gerek evde bulabileceğimiz materyallerle her şekilde küçük kas gelişimini desteklemek mümkün. Ben, çoğunluğu her evde bulunabilecek malzemelerle bir kaç örnek vermek istiyorum:

- Mandallar: Plastik mandallar, bu iş için mükemmel. Kutuların kenarına, kağıtlara, çamaşır ipine, kitaplara, vs kısacası mümkün olan her yere mandal takıyoruz. Gerekirse ilk zamanlar sadece açıp kapatma şeklinde çalışın. Avuç içiyle veya parmakla... Çalıştıkça bebeğinizin kasları kuvvetlenecek, mandalı daha kolay açabilir hale gelecek. Açtığı mandalı gösterdiğiniz yere takıp çıkarırken el-göz koordinasyonu gelişecek. Renkli mandallarla, renklerine göre takıp çıkarma aktivitesi yaparak çalışmayı çeşitlendirebilirsiniz.

- Kağıt yırtma: El-göz koordinasyonunun gelişmesi ve parmak kaslarının kuvvetlenmesi için çok iyi bir çalışma. Müsvedde kağıtlarınızı kullanabilirsiniz. Başlangıçta kağıtları rastgele yırtarken, gelişme kaydettikçe, kağıtların üzerine çizdiğiniz şekilleri takip ederek yırtmasını isteyebilirsiniz. Kağıtları mümkün olduğunca küçük parçalar halinde yırtmasını isteyin. Yırtılan kağıtları bir poşet içinde biriktirip geri dönüşüme gönderebilirsiniz.

- Yırtılmış kağıt parçalarını bir tepsi içine koyun. Üfleyerek ilerletmesini isteyin. Bu çalışma hem dudak çevresi, hem yanak, hem de solunum kaslarının gelişimini sağlayacak. İleri aşamada, pipet kullanarak kağıtlara üfleyebilirsiniz.

- Üfleme çalışmasını, elinizde yuvarlayıp top haline getirdiğiniz alüminyum folyo parçalarıyla da yapabilirsiniz. Hatta topları oluştururken bırakın birkaç parça da bebeğiniz yapmaya çalışsın.

- Yırtılmış kağıt parçalarını boş bir şişeye doldurun. El-göz koordinasyonu için çok iyi bir çalışma.

- Plastik bir şişeye taş doldurun. Sivri kenarlı olmayan taşları kullanın. Eliyle ve sonra da kaşık kullanarak denemesini isteyin. Bu arada attığınız her taşı sayarak sayı çalışması da yapmış olursunuz. Renkli taş kullanıyorsanız "kırmızı taşı at, mavi taşı at" şeklinde renk çalışması da yapabilirsiniz.

- Oyun hamuruyla oynatın. Daha önce tarifini verdiğim ev yapımı oyun hamuru benim kullandığım. İnternette başka tarifler de var. Veya güvendiğiniz bir markanın ürününü hazır olarak da alabilirsiniz. Bebeğiniz küçük merdaneyle hamuru açsın, kalıpları üzerine bastırsın, hamuru avucunda yuvarlasın, parmaklarını içine batırsın, iki parmağıyla hamuru küçük parçalara ayırsın, vs. İnanılmaz faydalı bir çalışma.

- Parmaklarla adımlama: Parmaklarla merdiven tırmanıyormuş gibi yapın. Bunun için mesela abaküs kullanabilirsiniz. Abaküsün çubukları merdiven basamağı olacak yani. Bebeğinizin minik parmakları için de uygun aralıklı basamaklar ayrıca.
- Bul-tak oyuncaklar: 
- Plastik çiviler: Önceleri rastgele tutturabildiği yere takıp, parmağıyla üstüne bastırıp sabitlerken ilerleyen zamanlarda sizin gösterdiğiniz deliğe takmasını isteyerek parmak kasları ve el-göz koordinasyonu çalışmış olursunuz. 




- Köpük tabak (ben marketten aldığımız meyvelerin köpük tabaklarını hiç atmam. Yıkayıp bu aktivite için kullanırım) ve kürdanlar: Plastik çivilere alternatif olarak kullanılabilir. Kürdanları tabağa takıp çıkaracak. Deliklerden ip geçirme çalışmasıyla da çeşitlendirilebilir.Tabak iyice kullanılmaz hale geldiğinde de onu yırtıp küçük parçalara ayıracak, parçaları tek tek plastik şişenin içine dolduracak. Hem kas kuvvetini hem el-göz koordinasyonunu geliştirici bir çalışma. Ayrıca sürtünme yoluyla elektriklendirdiğiniz plastik bir materyali bu parçalara yaklaştırıp çekmesini sağlayarak da çalışmaya eğlence katmış olursunuz. 

-Koordinasyon materyalleri:
Genel olarak fiyatları biraz yüksek. Evde kullanılması şart olan şeyler değil ama alabiliyorsanız bebeğiniz bunlarla çalışırken daha çok eğlenecektir.








- Beceri küpü:


   Özel eğitimde çalışırken tepe tepe kullandığım bir materyal. Her yüzünde farklı çalışmalar var. Fermuar, kemer, düğme, çıtçıt, vs. Hem küçük parmak kaslarını çok güzel çalıştırıyor hem de günlük yaşam becerileri için iyi bir hazırlık oluyor. Hazır alınabileceği gibi evde de yapılabilir. Ben bebeğim için kendim yapacağım. Sert karton kutu hariç diğer malzemelerim var (hazır olanların içinde sert sünger var). Tabi bunun için özel bir materyal kullanmak zorunda değiliz. Giydiğiniz kıyafetleri de kullanabilirsiniz ama böyle bir malzeme, çalışmayı eğlenceli hale getiriyor.

   - Şişe kapağı açıp kapatma: Bu da koordinasyon için çok iyi bir çalışma. 

- Kasenin içine koyulmuş boncuk, taş, vs yi iki parmağını kullanarak tek tek kaseden alma. Aldığı materyali şişenin içine atabilir. 

- Kalem, boya, vs ile karalama yapma. Büyük bir defter kullanırsanız bebeğinizin çabuk sıkılmasını da önlemiş olursunuz. Küçük alandan sıkılıyorlar çünkü.

   Yapılabilecek çalışmalar tamamen hayal gücümüze bağlı. Eminim sizler de bebeğinizin yaşına uygun birçok fikir üretebilirsiniz.
   
    Ben büyük oğlumla çok fazla aktivite yapmıştım. Hatta o kadar ki, işten kalan vakitlerim, ona annelik yapmaktan çok öğretmenlik yapmakla geçmiş, çok sonra fark ettim maalesef. Şimdi küçük oğluma da yukarıda saydığım gibi çalışmalar sunuyorum ama asla ısrarcı olmuyorum. En fazla 5 dakika dikkatini veriyor, sonrasında yine haylazlık peşine düşüyor. Ama artık olgunlaştım, hiç takmıyorum kafama. Çalışmalara istediği kadar katılır, istemezse katılmaz. Onun seçim hakkına saygı duyuyor, anneliğimin daha çok farkında olarak ona sevgimi sunmaya çalışıyorum. Öğretmeni değil annesi olduğumu hissettirmeye çalışıyorum. 

Not: Hangi aktiviteyi yaparsanız yapın, bebeğinizi kesinlikle bir an bile materyallerle yalnız bırakmayın. Bahsettiğim çalışmalar küçük parçalarla yapılıyor ve bebekler de kaşla göz arasında her şeyi ağızlarına atıveriyorlar. Aman dikkat.
   
   Huzur ve sevgi dolu günler...

7 Mart 2016 Pazartesi

ANNE-OĞUL ZAMANI, İFTARLIK GAZOZ

   Çarşambadan beri kendimde değilim. Büyük oğlum da aynı şekilde. Bebeğimin yanması, benim kronik bahar yorgunluğum, oğlumla birlikte muzdarip olduğumuz alerjik rinit derken iyice psikolojimiz bozulmaya başlamıştı. Dün oğlumla birlikte evden bir süre için kaçarsak ikimize de iyi gelecek diye düşündüm. Bebeğimin pansumanını yaptım, eşime emanet ettim, büyük oğlumu alıp çıktım.
   Niyetim sinemaya gitmekti. İftarlık Gazoz filmiyle ilgili olumlu yorumlar okumuştum. Cem YILMAZ da oynuyordu, e haliyle merak ediyordum filmi. Baktım yaş grubu da 7+ olunca biletlerimizi aldık hemen. Oğlum yemek olarak sadece kumpir istedi. Özlemiş kuzum, epeydir yememişti. Karnını doyurup oyun alanında eğlendik. Ben avm lerin oyun alanlarını aslında hiç sevmiyorum. Son derece havasız, loş ışıklarıyla da boğucu yerler. Ama oğlumun eğlenmeye ihtiyacı vardı, el mecbur. Ardından sinemaya geçtik.
   Peki film nasıldı?
   En kısa ifadeyle benim beklentimi karşılamadı diyebilirim. Hem eğlenceli, hem duygusal sahneleri var evet ama o sakin ortamı evde sağlayabilirseniz eğer, televizyonda da aynı tadı alarak izleyebilirsiniz. Ben sinemada izlediğim filmlerde, türü ne olursa olsun, beni filmin içine çekecek duygu veya eğlence yoğunluğu arıyorum, bu filmde onu bulamadım maalesef. Ayrıca 7+ olmasına rağmen küfürlü ve bazı müstehcen sayılabilecek sahnelerin olması ayrı bir hayal kırıklığı oldu. Bazı sahnelerde biz oğlumla birbirimizi izlemek zorunda kaldık. Bu arada, filmlerde yaş grubu belirtilirken filmin detaylarının da ele alınması ve film öncesi gösterilen fragmanlarda da aynı şeye dikkat edilmesi  gerektiğini düşünüyorum. Bu konudaki düşüncelerimi konunun muhatabı mercilere de yazacağım.
   Oğlum filmi çok beğendi. Her zaman izlediği aksiyon ya da animasyon tarzından farklı bir tür olduğu için belki de. Ama ben ayrıntılara dikkat ettiğim için maalesef düşüncelerim pek olumlu değil.
   Her neyse, hafta sonu ana-oğul güzel bir aktivite yapmış olduk yine de. Uzun zamandır fırsatımız olmamıştı baş başa vakit geçirmeye. İyi geldi ikimize de.

8 Şubat 2016 Pazartesi

İKİ ÇOCUKLU HAYATA ADAPTASYON

   
   Hamile kaldığımda bir söz duymuştum: Bir çocuk hiç çocuk, iki çocuk çok çocuk... demişlerdi. Sıradan, yurdum insanının alışılagelmiş korkutma isteğiyle yoğurulmuş, zaman zaman gerçekten zor olan bir durumu anlatmak için kullanılan abartı bir söz bence. Evet bazen ciddi anlamda zorlanıyorum, ev işlerine yetişme çabam yok zaten ama çocuklarımın istek ve ihtiyaçlarına yetişemediğim çok zaman oluyor. Ama sonuçta insanım. Bir de çocuklarımı nasıl "çok" diye nitelerim yahu! Topu topu iki tane, Allahım sağlık, mutluluk, huzur nasip etsin, bizi birbirimizden ayırmasın inşallah.
   Peki ben her daim "amaaan yetişemezsem ne olacak sanki, insanım sonuçta" modunda mıydım? Asla öyle değildim. Büyük oğlumda annelik yaptığımı zannederek kendimi yırtarcasına öğretmenlik yapmışım. O kadar ki, 3,5 yaşında kreşe başladığında ana-ara renkler, geometrik şekiller, hayvanlar, taşıtlar, meve-sebzeler, boya çeşitlerinin kullanımı, vs her şeyi zaten bilir vaziyetteydi. O yüzden kreşe alışmakta hiç zorlanmadı, hiç bir zaman da sorun çıkarmadı. Ve açıkçası bu nedenle kreş ona sadece sosyal bir ortam oldu.

   İkinci kez anne olduğumda, oğlum 2. sınıfa gidiyordu. Gebelik sürecim boyunca onu kardeşinin gelişine hazırladık. Bolca konuştuk. Ona olan ilgi ve sevgimizin asla değişmeyeceğini, ancak kardeşinin tüm ihtiyaçlarını biz karşılamak zorunda olduğumuz için biraz fazlaca zamanımızı alacağını anlattık. Ha, bir de kardeşini dünyaya getirmeye biz karar verdiğimize göre onunla ilgilenmenin de bizim sorumluluğumuz olduğunu, vs anlattık. Ayrıca kıskançlık, korku, sevgi, heyecan... her ne hissediyorsa bize çekinmeden anlatmasını rica ettik (gerçi bunu her zaman söylüyoruz ama o sıralar biraz daha fazla tekrar ettik). En başta çok endişeliyken (kardeşim doğunca benim odamı ona vereceksiniz, eşyalarımı oyuncaklarımı ona vereceksiniz gibi şeyler söylüyor, endişesini dile getiriyordu) bu konuşmalar sayesinde epey rahatladı. Ama tabi bilinmeyene yolculuğun verdiği tedirginliği atması çoook daha uzun zaman aldı; hepimizi için öyle oldu aslında.
   Doğumdan sonra, daha önceden doktorumla konuştuğumuz gibi, geceyi hastanede hep birlikte geçirdik. Eşim ve oğlum tam karşımdaki odada kaldılar. Onların orada olduğunu bilmek içimi inanılmaz rahatlatmıştı (yanımda annem vardı). Ertesi gün bebekle birlikte eve döndüğümüzde hepimiz şaşkın, tedirgin ve tetikteydik. Bebekli, iki çocuklu hayatın ne getireceğini bilmiyorduk. Ama oğlum, kardeşini çabuk kabullendi, sahiplendi. Neredeyse kıskanmadı diyebilirim. Hatta bebeğim bir haftalıkken sarılık nedeniyle bir gece küvözde kaldığında bizim kadar o da endişelendi, üzüldü. 

   Bebekli hayatta benim psikolojim nasıldı?
 Ben, büyük oğlumda olduğu gibi hemen postpartum depresyona girmiştim bile. Geçmeyen ağlamalar, tarif edemediğim endişeli ruh hali, oğluma yetememe korkusu, onu ihmal ettiğim düşüncesi, ona acıma, haksızlık ettiğimi düşünme, vs içimde fırtınalar kopuyordu. Tabi bunları anlatmak dile kolay. Dilerim ki hiç bir kadın anne olduktan sonraki dönemini bunalımlarla geçirmez. Doya doya tadını çıkarır. Bu arada, bebeğim 4 aylıkken çok rahatsızlandım, yaşadığım her şeyi de postpartum depresyona bağladım. ama değilmiş. Tiroit bezimde iltihap varmış (tiroidit) ve her şeyi o kadar yoğun yaşamamın sebebi de buymuş. Bu da ayrı bir post konusu olsun.
   İki çocuk arasında dengeyi nasıl kurdum?
 Öncelikle, büyük oğluma eskiden olduğundan çok daha fazla sarıldım, öptüm, onu sevdiğimi çok daha fazla söyledim. Bebeğimi uyutunca hemen abisiyle aktivitelere başlıyorduk. O uyurken mümkün olduğunca sessiz aktiviteler seçiyorduk, uyanıkken ses çıkarabileceğimiz oyunları oynuyorduk:
- İsim-şehir
- Amiral battı (amiral battı ve SOS oyunlarını bilgisayarda hazırlayıp bolca çıktısını alınca çok kolaylık oluyor)
- SOS
- Fark bulma oyunları (internetten), kelime bulmaca
- Gizli nesne bulma oyunları (internetten)
- Top oyunları
- Basketbol
- Langırt. En çok zevk alarak oynadığımız oyundu. Futbol hastası oğlumun favori oyuncağı oldu. Ayrıca ev için de ideal boyutlarda. kutu kutu oyuncak sitesinden şu modeli aldık:
Biz zamanında kargo dahil 100 tl ye almıştık ama uzun zaman geçti, şimdi zamlanmış tabi. Şu anki satış fiyatı 119,9 tl.
Ve şu an aklıma gelmeyen bir sürü farklı oyun... Bolca sohbet ettik, gülüştük. Sık sık dışarı çıktık ama bebeğimin ağlama krizleri ve sürekli kucak istemesi nedeniyle bu gezmelerin fazla uzun sürdüğünü söyleyemem. Bebeğimin kucak ihtiyacı ve bebek arabasıyla her yere girip çıkmanın mümkün olmaması nedeniyle de uzun uzun araştırıp ergonomik bir kanguru aldım. Bizi inanılmaz rahatlattı (bir post konusu da bu olsun). 
 Benim dinlenmeye, sakinliğe çok ihtiyacım olduğu zamanlarda büyük oğlumu babasıyla birlikte iş yerine gönderiyordum. Ona da iyi geliyordu, bana da. 
 Zaman ilerleyip düzen oturdukça, bebeğim biraz daha etrafın farkına vardıkça, büyük oğlum da rahatladıkça ve ben de tiroit ilacımı düzenli kullanmaya başlayınca her şey çok daha kolay olmaya başladı. 10 dk bile olsa abi-kardeş oyun oynayıp gülüşmeye, ben de onları keyifle izlemeye başladım. Daha sonra (genelde mızıkçılık yapıp oyunu bozacak da olsa) bebeğim de oyunlarımıza katılmaya başladı. Top oyunları, saklambaç, bowling, vs hep birlikte oynadığımız oyunlar. 

   Allah'a şükürler olsun şimdi her şey çok daha keyifli. Bebeğim neredeyse 21 aylık oldu. İki yaş sendromundayız. Uykularımız hala problemli. Büyük oğlum kardeşini kıskanmadı ama kardeşi abiyi kıskanıyor. Bloguma post yazma zamanım neredeyse yok denecek kadar azaldı. Ama artık bir düzenimiz var. 

   Yeni anneler, anne adayları, ikinci bebeğini bekleyenler... Bunlar benim yaşadıklarım. Asla sizi korkutmak istemiyorum. Aksine, ilk günler zor olsa bile sonradan güzelce düzen oturtulabiliyor diye yazdım bunları. Bu arada, ilk çocuk tecrübesizliğe geliyor ve gerçekten ikinci çocukta daha rahat olunuyor. Ama üçüncü çocukta tamamen anne olmanın keyfi çıkarılıyor diyorlar :) Ben diyenlerin yalancısıyım :) blogcu anne Elif Doğan da öyle dediğine göre doğrudur. Ben düşünmüyorum ama üçüncü çocuğu düşünenlere duyurulur :)))

NOT: Yazım hatalarım varsa affedin. Yazıyı çok zor bitirdim ama artık bebeğim durmadığı için kontrol etmeden yayınlayacağım.

   Herkese mutlu, sağlıklı, huzurlu ve bereketli günler dilerim. Sevgiyle kalın...

26 Ocak 2016 Salı

EV YAPIMI OYUN HAMURU

   Yarıyıl tatilinde olduğumuz şu günlerde, çocukları derslere boğmamak, dinlenip eğlenmeleri için fırsat yaratmak önemli diye düşünüyorum. Eğer tatil için bir yerlere gitme planınız yoksa (varsa da yanınıza alabilir ve gittiğiniz yerde oynayabilirsiniz bence) bu tarifle, en doğalından, yabancı, koruyucu madde içermeyen bir oyun hamuru hazırlayıp çocuklarınızla birlikte eğlenceli vakit geçirebilirsiniz. Hem miniklerinizin küçük kas gelişimine destek olacak, hem hayal güçlerini geliştirmeye katkı sağlayacak hem de renk, sayı, vs çalışmalar için çok faydalı bir materyal. Bu arada, ben hamur oyunlarına bebeğim 15 aylık olduktan sonra ay kumu ile başladım. O da bir başka post konusu olsun.

   Malzemeler:
2 bardak un
1/2 bardak tuz
1 bardak kadar kaynar su ( kıvama göre yavaş yavaş eklenecek. Ben tam 1 bardak kullandım)
2 yemek kaşığı sıvı yağ
Renklendirmek için:
Gıda boyası
Meyveli, hazır içecek tozu
Meyve-sebze sulari
-Ben, resimde gördüğünüz mor rengi, kırmızı pancar turşusunun suyuyla elde ettim. Hamurun 1/4 i için 2 yemek kaşığı turşu suyu kullandım. Yeşil renk için de, 4-5 yaprak ıspanağı ezip suyunu süzerek kullandım.

   Yapılışı:
 Tüm malzemeleri ( su ve boya malzemesi hariç) yoğurma kabına aldım. Üzerine kaynar suyu önce yarım bardakla başlayarak az az ekledim (aman dikkat, elleri yakmayalım). İyice yoğurdum. İstediğim kıvama gelince su eklemeyi bıraktım.


 Hamuru 4 eşit parçaya böldüm. Birine turşu suyu ekledim. Homojen kıvam ve renk alana kadar iyice yoğurdum. Tam oyun hamuru kıvamını aldı.


 Bir parça hamura ıspanak suyunu ekleyip renklendirdim.
 Diğer hamurlara da meyve suyu tozu ekleyeceğim.  Gerekirse biraz su ilave ederek kıvam vereceğim. Normalde o tür şeyler kullanmadığım için evde yok şimdi. Dışarı çıkınca alırım artık.


   Son olarak, hamurları hava almayacak şekilde kapaklı kaplara koyup saklayacağım. Ne kadar süre dayanır bilmiyorum. Ben de tecrübe edip göreceğim.
Not: Çocuğunuz oyun hamuru oynarken mutlaka yanında bulunun. Evet içeriğinde hiç bir yabancı madde yok ama boğulma tehlikesine karşı da uyanık olmak lazım.