bebek bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2016 Pazartesi

YÜRÜTEÇ KULLANIMI DOĞRU MU YANLIŞ MI?

   Zaman zaman ailelerin hayatını kolaylaştırıyor olması ve daha çok, bebeğin daha çabuk yürümesini sağlayacağına dair inanış nedeniyle eskiden beri kullanılagelen aletlerdir yürüteçler. Piyasada çok fazla çeşitte fiyatta ürün bulmak mümkün.
   
   Öncelikle belirteyim ki büyük oğlumda yürüteç kullandım ama küçük oğlumda kullanmadım.  Büyük oğlumda kullandım, çünkü mesleğim nedeniyle (fizyoterapistim) artılarını-eksilerini tartabiliyor, risklerini tahmin edebiliyordum. Oğlumu sürekli gözlemliyor, oluşabilecek en ufak bir olumsuzluğa karşı (fiziksel ve motor gelişim açısından)her an tetikte bekliyordum. 
 Küçük oğlumda ise ücretsiz izin kullandığım için (hala izindeyim) zaten her an başındaydım. Onun gelişimine müdahalede bulunmadan, doğal akışına bırakarak ve keyifle izlemeyi tercih ettim (büyük oğlumda buna zamanım olmadığı için çok üzgünüm). Dolayısıyla yürüteç kullanmayı istemedim. 
 Her iki durumu da deneyimlediğim için, ikisi arasında rahatlıkla karşılaştırma yapabiliyorum. Şöyle ki (bu farklar, yürüteci en fazla yarım saat olacak şekilde kısa sürelerle kullandığımız halde oluştu);
- Büyük oğlum, yürümeye başladığı dönemlerde ve sonrasında da bir süre boyunca parmak uçlarına basarak yürüdü.
- İki oğlumun yürüme dengeleri arasında fark var. Küçük olan çok daha dengeli bir şekilde yürümeye başladı.
- Büyük oğlum, ayakta durma ve ilerleme olayını önceden keşfettiği için emeklemeye ihtiyaç duymadı. Buna bağlı olarak da kol kaslarının kuvveti kardeşine nazaran daha az. Tenis kursundaki hocası da aynı şeyi gözlemledi hatta. 
Bunların hiç biri tolere edilemeyecek, giderilemeyecek ve ömür boyu kalıcı farklar değil tabi. Ha, ben dediğim gibi mesleğim gereği sürekli gözlem halinde olduğum için kalıcı problemlerin oluşmasına izin vermedim. Elbette yürütece bağlı birtakım kalıcı sorunlar da ortaya çıkabilir:
- Skolyoz (omurgada eğrilik)
- Kifoz (kamburluk) 
- Erkek çocuklarda testislere baskı nedeniyle oluşabilecek problemler 
- Kalça eklemi gelişiminde bozukluk
- Ayak deformiteleri, vs.

   Yürüteç kullanımı, bunlar dışında, güvenlik açısından da riskler taşır. Vurma, çarpma, yukarı uzanıp üzerine bir cisim düşürmek suretiyle yaralanma, vs. 
   
   Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda, eğer yürüteç kullanmaya karar verirseniz lütfen aşağıdaki noktalara çok dikkat edin:
- (Bana göre) 6. aydan önce (bebeğinizin 6. ayı bitmeden önce) yürüteç kullanmayın.
- Kullandığınız yürütecin kaliteli malzemeden üretilmiş olmasına, tekerleklerinin de yeterince sağlam olmasına dikkat edin.
- Yürüteç yüksekliğinin bebeğinize uygun olduğundan emin olun, değilse gerekli ayarlamayı yapın.
- Bebeğiniz yürüteç içinde 15 dakikadan fazla tutmayın. Bu süreyi, belki bir kahve içip rahatlamak için değerlendirebilirsiniz. Sonuçta anne de olsak insan üstü yaratıklar değiliz ve hepimizin küçük molalara ihtiyacı var.
- Bebeğiniz yürüteçteyken odanın kapısını kapalı tutun, eviniz merdivenliyse güvenlik kapısı kullanın.
- Masa, TV ünitesi gibi, bebeğinizin uzanabileceği yerlerde örtü ve obje bulundurmayın. 
- Mobilyaların köşelerini koruyucu aparatlarla kapatın. 
- Prizlerinize koruyucu takın.
- Kabloları ortadan kaldırın.
- Yerde, yürütecin takılıp devrileceği hiç bir şey olmamasına dikkat edin.
- Mutfakta, yemek pişirmek için ocağın arka gözünü kullanın.
- Bebeğinizin uzanacağı çekmece ve dolaplarda kesici-delici alet, ilaç, temizlik kimyasalları, poşet, vs bulundurmayın (poşetler de bebeklerin boğulmasına sebep olabilir).
- Yerlerin ıslak olmadığından emin olun (kayıp düşmeye sebep olabilir).
- Kitaplık, tv gibi devrilme riski olan eşyalarınızı duvara sabitleyin.
- Halıların kenarında takılıp düşmeye sebep olabilecek kıvrılmaların olmadığına emin olun.
- Bebeğiniz hastaysa, ateşliyse, aşı olduysa yürüteci bir süre kullanmayın. 
- Son olarak, hepsinden önemlisi, bebeğiniz yürüteçteyken gözünüzü üzerinden ayırmayın.
   Tüm bu şartlar sağlandığında bile, bence rahatlamaya ihtiyaç duyduğunuz anlarda, yanına tehlike arzetmeyen oyuncaklar vererek bebeğinizi oyun parkı içine koymak çok daha güvenli bir çözüm.
   Eğer yürüteci, bebeğin daha erken yürümesini sağlamak için kullanacaksanız ben bu konuda da pek katkısı olduğunu düşünmüyorum. Aksine bebek, yürüteçte ağırlığının tamamını taşımadığı ve bu da kas gelişimini yavaşlatacağı için geciktirme ihtimali bile var. 

   Kısacası, yürüteç kullanımı, saydığım kriterlere uyulması halinde zararsız, ama aynı zamanda da gereksiz bana göre. Yukarıda da belirttiğim gibi, eğer kendim büyütme imkanı bulsaydım büyük oğlumda da yürüteç kullanmayı tercih etmezdim. 

   Bu konudaki benim tecrübe, bilgi ve gözlemlerim bu şekilde. Elbette ki konunun otoritesi değilim. Karar verecek olan sizsiniz. Umarım bu süreçte sizlere yardımım dokunur.
   Sevgiyle kalın.

14 Ocak 2016 Perşembe

KREŞ Mİ, BAKICI MI, ANNEANNE-BABAANNE Mİ?

   Her çalışan annenin içini kemiren bir sorudur bu. Ve her anne de bilir ki, aslında en güzeli, 3-4 yaşına gelene kadar çocuk anneyle birlikte olmalıdır. Ancak ne yazık ki günümüz şartlarında bu her zaman mümkün olmayabiliyor.

   Öncelikle şunu belirteyim; ben insanların kadın mutlaka çalışıp ayakları üstünde durmalı ya da üstü kapalı olarak çalışan anne iyi anne değildir eleştirilerine çok karşıyım ve bu ahkam kesmeleri duyup okudukça sinirlerim inanılmaz geriliyor. Herkesin işine karışmakta, bize sorulmadan fikir sunmakta, ahkam kesmekte, hemcinslerimize yardımcı olmak yerine acımasızca eleştirmekte ve yargılamakta üstümüze yok. Merak ediyorum neden böyleyiz acaba? Zaten kadın olarak varlık sürdürmekte yeterince zorlandığımız iş hayatı ve sosyal hayatta birbirimizin yükünü neden ağırlaştırıyoruz?

   Bana göre kadının doğum sonrası çalışma hayatına dönmesi tamamen maddi olanaklara, kişinin kendi psikolojisine, dünya görüşüne, eşinin yardımcı olup olmamasına-anlayışına, bugünden ve yarından beklentilerine, hayallerine, bebeğini güvenle bırakacağı bir kişi ya da yer olup olmamasına, vs göre değişir. Bu kararı etkileyen o kadar çok kriter var ki. Bu düşünceler zaten annenin kafasını yeterince karıştırıyor. Ona gerektiği şekilde maddi manevi destek olmak yerine onu iyice üzmeyin, omuzlarına bir stres de siz yüklemeyin ne olur. İnanın verdiği her kararı gecelerce uykusuz kalıp, en ince ayrıntısına kadar düşünerek veriyor. O yüzden verdiği karara güvenin, o bebeği hakkında en doğrusunu bilir.
 
   Bu şekilde düşündüğüm için, şimdi burada çalışın-çalışmayın, bebeğinizi ona bırakın, şuna götürün demek yerine, her iki hatta üç durumu da yaşadığım için kendi deneyimlerimi ve gözlemlerimi aktaracağım. Çaresizce, stres içinde, karar verebilmek için durum değerlendirmesi ve araştırma yapan bir anneye faydam olur belki. Bu arada üç durumu da yaşadım derken bakıcıya bırakma, bir yakınına bırakma ve kendi büyütme olarak üç durumu kastettim.

   O zamanlar özel sektörde çalıştığımı ve büyük oğlumu daha 35 günlük bebekken bakıcıya bırakıp işe dönmek zorunda kaldığımı daha önce söylemiştim. Bu durum beni o kadar etkiledi ki vicdan azabını ömür boyu içimden atamayacağımı biliyorum. Kendimce haklı sebeplerim olmakla birlikte iyice paranoyak bir hale gelmiştim. Kontrol için:
-Bebek bezlerini dizip resimlerin sırasını ezberleyerek bebeğimin altını kaç kez değiştirdiğini kontrol etmek,
-Mama seviyesini, bakıcının fark etmeyeceği bir şekilde işaretleyerek ne kadar mama verdiğini kontrol etmek,
-Eve gelince hemen içeri girmeyip kapıdan içeriyi dinlemek,
-Gün içinde işyerinden izin alarak rastgele bir saatte eve gitmek,
-Her gün bakıcı gittikten sonra bebeğimi tamamen soyup vücudunda bir anormallik olup olmadığına bakmak gibi şeyler yapıyordum.
   İçim hiç rahat değildi. Bakıcıyı benimseyememiştim. Zaten el kadar bebeği bir yabancıya bıraktığım için kendime kızıyordum. Bireysel olarak bakıcıyla elektriğim de uyuşmamıştı, vs. Derken 2,5 aylık bakıcı maceramızdan sonra bir sabah aniden yüzüstü bırakıldık, bakıcı teyzemiz haber vermeksizin gelmedi o gün. Neyse ki yaz tatiliydi. Biri lisede, diğeri üniversitede olan kız kardeşlerim tatildeydi. Bizi çaresiz bırakmadılar ve ricamız üzerine güle oynaya geldiler bebeğime bakmak için. Ve bu bizim kesinlikle en büyük şanstı.



Keşke böyle bir bakıcı bana da denk gelseydi.

   Peki kardeşlerim geldikten sonra bebeğimde ne gibi değişiklikler oldu:
-Uykusundan sıçrayarak uyanmaları son buldu.
-Her gün ben işten geldikten sonra bakıcısının kucağından bana gelmek isteyen bebeğim, çok mutlu olduğu için bunu yapmamaya başladı (kesinlikle küsme anlamında değil, teyzeleriyle çok eğlendiği için böyleydi).
-En önemlisi, o ayki rutin kontrolde çocuk doktorumuz "bakıcı mı değiştirdiniz, bebeğinizin gelişimi çok hızlanmış" dedi.
-Benim kafam inanılmaz derecede rahatladığı için bu durum bebeğime de yansıdı.
   O yaz, şubat tatilleri ve sonraki iki yaz boyunca oğlum teyzeleriyle birlikteydi. İnanılmaz mutluydu, seviliyor, eğleniyordu.
   Kardeşlerimin okul zamanlarında ise mecburen anneannemiz bakmaya başladı bebeğime. Evi 45 km uzaklıkta olduğu için de bizde kalmak zorundaydı. Oğlum yine büyük bir sevgiyle büyütülüyor, ihtiyaçları hiç gocunmadan karşılanıyordu ama aynı evde olunca maalesef annemle bazı problemler yaşamaya başladık. Çünkü bizim kendi ev kurallarımız farklı, onun alışık olduğu kurallar farklıydı. O sonuçta yaşını başını almış olduğu için zamane annelerine göre öncelikleri değişebiliyordu. Mesela ev mutlaka düzenli olmalı, hatta etrafta hiç toz bile olmamalı, ütü birikmemeli, mutfak tezgahında hiç bulaşık olmamalı, vs şeklinde. Oysa ben zaten bebeğime doyamadan işe başlamıştım, işim çok ağırdı (fizyoterapist olduğum beden gücüyle çalışıyorum) ve eve bitmiş bir halde geliyordum, ayrıca benim için bebeğim, evimin düzenli olmasından daha öncelikliydi. Yaşadığımız bazı olumsuzluklar sebebiyle ev işleri için bir yardımcı da almıyorduk. Hal böyle olunca, yavaş yavaş gerilen ipler, araya giren başka bazı olaylar sebebiyle kopma noktasına geldi (ben bebeğim için sabır göstermesem, kopardı da). Sonuç olarak kendi anne-babanız bile olsa, evlendikten sonra aynı evin içinde kalmak çok başka bir olay.
   Bu teyze-anneanne şeklindeki döngü, oğlum 3,5 yaşına gelince son buldu. 3,5 yaşında kreşe başladı ve biz o zaman ilk defa, gerçekten çekirdek aile olduğumuzu anlayabildik. Kardeşlerimin ve her ne olursa olsun annemim hakkını asla inkar edemem, nankörlük edemem. Allah razı olsun onlardan.

   Aradan 8 yıl geçti, ben yeniden anne oldum. Ama bu kez kararlıydım, bebeğime kendim bakacaktım. Ayrıca artık kamuda çalışıyordum ve ücretsiz izin şansım vardı. Allah'a şükürler olsun, bu şansımı kullanmayı kısmet etti. Şimdi evde bebeğim ve oğlumla birlikteyim. Annelik asıl buymuş diyorum şimdi. İnsanın bebeğine kendi bakması, büyütmesi, tüm zamanını onunla geçirmesi çok başkaymış. Zaman zaman çok zorlanıyor da olsam çocuklarımın başında olmak inanılmaz güzel. İşe dönüş için biraz daha zamanım var. O sıralarda bebeğim 27 aylık falan olacak inşallah. O kreşe, ben işe... Tabi birkaç ay sonra hangi kreşi seçsem stresi basacak ama olsun.
 
   Gelelim işin karşılaştırma kısmına...
 Şunu söylemeliyim ki, birinci dereceden akraba bile olsa, bebeğe annenin bakması, her ihtiyaç duyduğu anda annesini yanında bulması çok çok farklı. Bunu çok net görebiliyorum. Büyük oğlum ve bebeğim arasında özgüven bakımından çok fark var. Büyük oğlum her ne kadar teyzeleriyle çok mutlu da olsa, anneden ayrı olma durumunu çaresizce kabul ettiğini ve ona verilen sevgi sayesinde anneyi her an görmeden mutlu olmaya alıştığını anladım. Yani buruk bir mutluluk... Dolayısıyla bu özgüvenini etkiliyor. O nedenle de, bebeğim abisinden çok daha atılgan, daha tuttuğunu koparan bir yapıya sahip.
 Her an yanında olduğum için bebeğimin gece uykuları daha düzenli (saat anlamında).
 Etkinliklerimiz zamana yayarak yapıyoruz.
 Bebeğimin zihinsel ve motor gelişimine ön ayak olmaktan çok, yeterli vaktim olduğu için onun potansiyeline tanıklık ve "ihtiyaç duyduğu anda" rehberlik edebiliyorum.

   Özetle, "bana göre" bebeğe bakacak kişiler konusunda sıralama 1-Anne, 2-Teyze-hala, 3-Anneanne-babaanne, 4-Bakıcı şeklinde olmalı.

   Keşke gebelik izni, doğum izni, vs konularda tatmin edici düzenlemeler yapılsa da bu konuları konuşmaya hiç gerek duymasak. Ama ne yazık ki, ilk 6 ay sadece anne sütü derken, bebek 3 aylık olduğunda doğum izninin bittiği bir saçmalığın içindeyiz.

Şu karikatürü de eklemeden geçemeyeceğim. Gördüğümde çok gülmüştüm, hala da bakar bakar gülerim :)))


Not: Yazım hatalarını kontrol edemeden yayınladığım için özür diliyorum. Artık, bilgisayar başında geçirebildiğim vakit iyice azaldı.

16 Kasım 2015 Pazartesi

BEBEK BANYOSU

   Bebeği yıkamak, sanırım yeni annelerin en tedirgin olduğu konulardan biridir. Üşür mü, ellerimden kayıp düşer mi, kulağına-boğazına su kaçar mı, vs derken cesaretimizi toplamak zor olur. Yani en azından benim için öyleydi.
   Herkes her gün bebeğini yıkarken, ben ve eşim korktuğumuz için büyük oğlum haftada bir kez yıkanıyordu. Çünkü onun banyosu için hafta sonu annemlere gitmeyi bekliyorduk. Annem gayet kendinden emin bir şekilde, bebeğimi bir güzel yıkıyordu. E tabi 4 çocuk büyütmüş olmanın deneyimi. Sonraları artık banyo işini kendimiz halletmeye başladık ama bu sefer de uzunca bir süre ikimiz birlikte yıkadık. Sanırım 2 yaş sonrasıydı tek başımıza yıkamaya başlamamız.

   İkinci gebeliğimde, aynı zorluğu yaşamamak için, üstelik de annemlere aynı sıklıkta gidip gelemeyeceğimiz için, gebelik boyunca deneyimli annelere bebeklerini nasıl yıkadıklarını sordum, videolar izledim. Sonunda bu konudaki tabularımı yıkıp bebeğimi kendim yıkayabilirim dedim. E gördüm ki hiç de zor değilmiş. Çokça dikkat, biraz cesaret, biraz ön hazırlıkla bu iş gayet rahat yapılıyormuş. Atomu parçalamıyormuşuz sonuçta :) 

   Hazırlık aşaması:
Öncelikle banyo sıcaklığının iyi ayarlanması gerekiyor. Kaloriferli evde oturuyorsanız bu pek sorun olmayabilir. Ama benim o dönem oturduğum evimde kalorifer olmadığından, bu çok büyük bir sorundu. Yıkama öncesinde banyoyu ısıtmam gerekiyordu, ya da banyo olayını anam babam usulü, oturma odasında yapmalıydım. Ki bu çok daha büyük eziyetti benim için. Bu nedenle, elektrikli sobayı, su sıçramayacak mesafede koyarak 10-15 dk önceden çalıştırıp banyoyu ısıtıyordum. Bu sırada ben de bebeğimin kıyafetleri, bezi, bakım kremleri, havlusu, şampuan-lif-kova-maşrapa gibi gerekli malzemeleri hazırlıyor, bir çaydanlık da su kaynatıyordum (yeni bebek banyosu için bir çaydanlık su fazla bile geliyor). Banyo yeterli sıcağa ulaşınca kaynamış suyu hazır suyla karıştırıp uygun sıcaklığa getiriyordum. O sudan, maşrapaya bir miktar alıp bebek şampuanıyla köpürtüp lif yardımıyla (belirtmeliyim ki, ben liflerden çok, yıkayıp sterilize ettiğim yumuşak penye kumaşları kullanmayı sevdim) bebeğimin vücudunu hafifçe ovalayarak yıkıyor, ardından su dökerek vücudunu şampuandan arındırıyordum. Başını yıkamayı en sona bırakıyordum. Çünkü bebekler en fazla ısıyı kafalarından kaybederler ve ıslak kafayla beklemek üşümesine neden olabilir. Kafasını yıkarken de, elime aldığım şampuanı köpürtüp, şampuanı direk kullanmak yerine bu köpüğü kullanıyordum (bunun yerine, istenirse köpük şampuan da kullanılabilir). Daha sonra yüzüne gelmeyecek şekilde su dökerek duruluyordum. Yüzünü, elimi birkaç kez ıslatıp sıvazlayarak temizliyordum su yutmasın diye. Aynı işlemi sırtüstü ve yüzüstü tekrar edip, en son tüm vücuduna su dökerek yıkama işlemini bitiriyor, vakit kaybetmeden havlusuna sarıyordum (havlusu ve kıyafetleri, ben onu yıkarken, sobanın önünde ısınıyordu). 
Bu arada, banyoya başlamadan önce, çamaşır makinem banyoda durduğu için, onun üzerine minder ve onun üzerine de bebek bakım örtüsü açıp giyinme alanımızı da hazır ediyor, giyinme işlemini de burada yaptığımdan, bebeğimi ıslak olarak banyodan çıkarıp üşütmemiş oluyordum. 

Not: Siz de böyle bir giyinme alanı oluşturacaksanız;
- Makinenin çalışmıyor olmasına dikkat edin.
- Makinenin fişinin takılı olmadığına emin olun.
- Kesinlikle, bir an bile olsa bebeğinizin üzerinden elinizi çekmeyin, arkanızı dönmeyin.

Tüm vücut kıvrımlarını, boynu, kulak arkası da dahil olmak üzere, havluyla iyice kurutup hızlı bir şekilde giydiriyordum. 
İlk zamanlar, banyo işini, bebek küveti ve filesi üzerinde hallediyordum. Bizim kullandığımız file şu şekildeydi:
Bir de içi köpük dolgulu olan modelleri var:


 Ancak bebeğim suyu çok sevmesine rağmen, banyo filesi üzerindeyken kendini boşlukta hissedip korkuyor ve ağlıyordu. O nedenle, izlediğim şu videodan ilham alarak, bebeğimin banyosunu lavaboda yaptırmaya karar verdim:


 İyi ki de öyle yapmışım. İşimi ciddi anlamda kolaylaştırdı, bebeğim banyo sırasında ağlamadı. Ama sonrasında sudan çıkmamak için ağlamaya başladı :) Ayrıca eğer kullandığınız suyun temizliğinden eminseniz, direk çeşmeden akan suyu kullanarak işinizi iyice kolaylaştırabilirsiniz. Bu yöntem için, lavaboya koyacağınız bebek banyo süngeri, hem size yumuşak bir zemin oluşturup bebeğin canının yanmasını, hem de lavabonun soğuk hissedilmesini engelleyecek. Şu fotoğraftaki materyalden bahsediyorum:

Not: Bebeği lavaboda yıkarken;
- Lavaboyu hijyenik hale getirin. Bunu yaparken elbette çamaşır suyu değil, karbonat ve sirke kullanalım. 
- Mutlaka suyun sıcaklığını önceden ayarlayın.
- Bebeğinizi kesinlikle lavaboda yalnız bırakmayın.
   
   Bu arada, bebeği her gün yıkamaya gerek olmadığını, iki-üç günde bir yıkamanın yeterli olduğunu ve her seferinde şampuan/sabun kullanmaya gerek olmadığını da öğrendim. Ben iki güne bir yıkamayı tercih ettim.

   Uzun bir anlatımla, bizim banyo olayımız bu şekildeydi. Belki "bu yazıyı yazmaya ne gerek vardı ki?" diyenler olacaktır. Ancak ben zamanında böyle ayrıntılı anlatılmış bir banyo yazısına denk gelseydim, bu kadar korkmayacak, daha cesaretli davranacaktım. O yüzden, yeni, heyecanlı, tereddütlü annelere biraz olsun faydam dokunursa ne mutlu bana...
   
   Mis kokulu günler herkese...

27 Ekim 2015 Salı

YENİDOĞANDA PAMUKÇUK

   Candida albicans mantarının sebep olduğu bir enfeksiyondur. Aslında sadece bebeklerde değil, birçok soruna bağlı olarak yetişkinlerde görülen aft da kandida enfeksiyonudur. Önemli bir hastalıktır. Tedavi edilmezse, akciğer enfeksiyonu ve başka enfeksiyonlara sebep olabilir. 
   
   Bebeğin dil, yanak ve damağında pamukçuk nedeniyle beyazlık olur. Ağrı ve hafif ateş yapabilir. Emmeyi reddetmeye, huzursuzluğa neden olabilir. Yenidoğan döneminde, özellikle, yeterince sterilize edilmeyen emzik ve biberonlar pamukçuğa sebep olan faktörlerdendir. 
   
   Tedavisinde, antimikotik ilaçlar kullanılmaktadır. Uygulama, mutlaka doktorun tavsiye ettiği şekil ve dozda yapılmalıdır.
   
   Ben pamukçukla büyük oğlumun bebekliğinde tanıştım. Ağzındaki o beyaz görüntü beni çok tedirgin etmişti. Tabi ki soluğu doktorda aldık. Bize antimikotik bir ilaç yazdı. Önce steril bir tülbent ve karbonatlı suyla, bebeğimizin ağzındaki enfekte bölgeyi fazla kazımadan çok hafif sıyırmamızı, ardından da ilacı uygulamamızı söyledi. Aynen o şekilde uygulama yaparak 2 gün gibi kısa bir sürede pamukçuktan kurtulduk (tabi söz konusu mantar enfeksiyonu olduğu için, doktorun önerdiği süre boyunca ilaç kullanmaya devam ettik) ve bir daha da tekrarlamadı.
    Küçük oğlumda ise bu sorunu yaşamadık. Daha doğrusu bebeğimin ağzında gözüme çarpan beyaz kısımları ben pamukçuk sandım. Ama doktorumuzun dediğine göre o kısımlar, dildeki tomurcukların anne sütüyle bezenmiş haliymiş ve sadece anne sütü alan bebekte kolay kolay pamukçuk olmazmış. 

   Antimikotik ilaç kullanmadan, sadece karbonatlı suyla pamukçuğun olduğu bölgeyi sıyırmak hastalığı tedavi etmediği gibi, bebeğin ağzını tahriş etmekten başka bir işe de yaramaz. O nedenle bu durumdan şüphelenildiğinde mutlaka doktora başvurmak gerekiyor. Ayrıca, bebeğinde pamukçuk olan anne, aynı zamanda meme başında ağrı hissediyorsa ve kızarıklık varsa enfeksiyon ona da geçmiş demektir. Bu durumda bebeğe uygulanan ilaç, meme başı için de kullanılabilir (doktora danışmadan kullanmıyoruz tabi). Ancak memeye karbonatlı, vs uygulamalar yapmak, o bölgenin doğal salgısını ve florasını bozduğu için mantar enfeksiyonuna yatkınlığı artırıyormuş. O yüzden çevrenizdekilerin o tarz yönlendirmelerine kulak asmayın. Ben yandım siz yanmayın :)

   Pamukçuk, panik yapmayı gerektirmeyen ancak bir an önce de tedavi edilmesi gereken bir hastalık. O nedenle bebeğinizin -özellikle yenidoğan döneminde- ağzında beyazlık farkettiğinizde vakit geçirmeden doktorunuza danışın. 

17 Ekim 2015 Cumartesi

PİŞİK SORUNU

   Bebeğim son zamanlarda vaktimin tamamını almaya başladı. Hem uykuda, hem uyanıkken. Dolayısıyla bu aralar yeni post girmekte çok zorlanıyorum. Taslaklarımı bile düzenliyemiyorum. O yüzden, en kolay hazırlayacağım yazılarımdan birini yazıp kaçayım hemen.


   Büyük oğlumda, 1,5 yaşına kadar pişik sorununu yaşamadım. Bana göre:
-Bebeğimin altını sık sık değiştiriyor olmam 
-Özellikle kakasını yaptığında bekletmeden temizliyor olmam
-Altını açtığımda, dönüşümlü olarak bebe yağı ve zeytinyağı sürerek idrarın ve kakanın ciltle temas etmesini önlüyor olmam sayesinde pişik olmamıştı.
   1,5 yaş civarında ise bu sorunla tanıştık ilk ve son kez. Antibiyotik kullanmıştık. Bebeğimde ishale neden olmuştu. Altını açtığımda ise gözlerime inanamadım. Poposu delik deşikti resmen. Ki dediğim gibi, öyle uzun süreler boyu altını bağlı bırakmaz, hele kakasını yaptıysa hiç bekletmeden temizlerdim. Ama antibiyotik böyle aniden pişiğe sebep olabiliyormuş meğer. Hiç aklıma gelmezdi. 
   Zeytinyağı, Bepanten gibi bir iki şey denedim gün içinde. Ama fayda etmedi. Bebeğim acı çekiyordu. Akşam olunca aklıma kantaron yağı kullanmak geldi. Nedense ondan önce düşünemedim bunu. Uyutmadan önce altını değiştirdim, kantaron yağını bolca sürdüm poposuna, bezini bağladım. Gece yarı uykulu bir şekilde altını değiştirdiğim için kontrol edememiştim. Sabah kalktığımda ise, mucizevi şekilde o yaraların geçip yerine yeniden ince, pembe deri oluştuğunu gördüm. Evet gerçekten mucizeydi yaraların bir gecede iyileşmesi. O günden sonra da kantaron yağı bizim ilk yardım sığınağımız oldu. Hatta artık kantaron yağını kendim yapıyorum ve evden eksik etmemeye çalışıyorum. Nasıl yaptığımı bir başka postta anlatırım kısmetse.

   Ama ikinci bebeğimde istediğim bu etkiyi göremedim maalesef. Çünkü küçük bebeğimin pişikleri (daha doğrusu tam pişik denemez, popoda kızarıklık demek daha doğru sanırım) besin alerjisine bağlı. O nedenle de pişik önleyici kremler, pişik tedavi edici kremler, kantaron yağı vs değil de doktorumuzun önerdiği ve reçeteyle satılan bir krem çözüyor problemimizi. Ama alerjen alımı konusunda dikkat ettiğim için, kaçak olmadıysa bu sorunu yaşamıyoruz. 
   
   Peki pişiğin sebebi nedir?
-Alerjiler
-Alt değiştirme aralarının uzun tutulması, dolayısıyla cildin ıslak kalması
-Kalitesiz bez kullanımı
-Asiditeye neden olan besinlerin tüketilmesi
-Dar kıyafetler
-Bezli bölgenin havalandırılmaması
-Islak mendil kullanımı(kimyasal içerikli olanlar)
-Sabun kullanımı(cildi kurutıyor)
   
   Eğer çok sık tekrar eden pişik söz konusuysa, mantar olup olmadığı konusunda araştırılmalı, gereken önlem alınmalıdır.

4 Ekim 2015 Pazar

YENİDOĞAN SARILIĞI-FİZYOLOJİK SARILIK (HİPERBİLİRÜBİNEMİ)

   Hemen her bebekte, doğumdan sonra sarılık görülür. Sarılığın farklı çeşitleri vardır. Benim yazımın konusu ise "fizyolojik sarılık". 
   Fizyolojik sarılık kısaca şöyle oluşuyor: Anne karnındaki bebekte, erişkinlerde olduğundan farklı bir hemoglobin çeşidi bulunur (hemoglobin: eritrosit(alyuvar)lerin yapısında bulunan, kana kırmızı rengini veren, yapısında demir barındıran ve oksijeni dokulara taşıyan bir proteindir). Bebek doğduktan sonra, bu hemoglobin hızla yıkılmaya ve yerine erişkinlerle aynı yapıdaki hemoglobin üretilmeye başlar. Yıkılan bu hemoglobin bilirübin denilen maddeye dönüşür. Bilirübin normalde suda erimediği için idrar yoluyla dışarı atılamaz. Karaciğer, onu suda eriyen forma dönüştürür, böylece idrarla atılmasını sağlar. Eğer karaciğerin çalışması yeterli gelmezse vücutta biriken bilirübin sarılığa sebep olur. Bilirübin seviyesi belli bir değerin üzerindeyse, müdahale gerektirir, aksi halde beyinde tahribata sebep olabilir. Buna kernikter denir. 
   Sarılık, doğumdan sonraki ilk 24 saat içinde ortaya çıkmışsa patolojik olma olasılığı yüksektir, fizyolojik sarılık değildir. Mutlaka araştırılmalıdır. Normalde 2. günden sonra başlayıp, 1-2 hafta kadar devam eder. Prematüre bebeklerde ve sadece anne sütüyle beslenenlerde daha uzun sürebilir. Bebek bir aylık olduğu halde sarılığı geçmemişse nedeni araştırılmalıdır. 
   Sarılığı olan bebeğin cildi ve gözünün beyaz kısmı sararır, uykuya eğilimi vardır, dolayısıyla daha az emer(bu da idrar ve dışkılamayı azaltarak sarılık seviyesini artırır). 
   Bebekte sarılık olduğu fark edildiğinde hemen doktora götürülmelidir(hatta doğumdan sonraki ilk 1 hafta-10 günlük sürede, başka nedenlerle de muayene ettirmek gerekir). Doktor, gerek görürse kan testiyle bilirübin seviyesine bakar. Buna göre de tedavinin akışına karar verir.
   
   Büyük oğlumda, sarılık, fazla problem olmamıştı. Uzun sürmedi. Bilirübin seviyesi fazla yükselmedi. Küçük oğlumda ise iki gün arayla yapılan kan testinde, bilirübin değeri 11,4'ten 17,6'ya çıktığı görüldü. Hastaneye hazırlıksız, sadece doktorumuzun söylediği gibi testi tekrar ettirmek amacıyla gitmiştik. Çıkan sonuca göre bebeğimin bir gece kuvözde kalıp fototerapi almasına karar verildi.



 Ondan sonra, bebeğimi tekrar teslim alana kadar yaşadığım anlar, o zamanki psikolojimle, hayatımın en zor anlarıydı diyebilirim. Yoğun bakım ünitesine alınacağını duyunca ağlamaya başladım. Yatışımız yapıldı ve hemşire bebeğimi istedi benden. Ameliyat ağrılarından, üzüntüden, bebeğimi tanımadığım birine vermekten, postpartum depresyondan, evhamdan, mamayla besleneceğini düşünmekten... dizlerimde derman kalmamıştı. Bebeğim kucağımda, belim iki büklüm, hıçkıra hıçkıra "sadece anne sütüyle besleniyor ama" dediğimi hatırlıyorum hemşireye. Onu, sadece bir haftalık olan bebeğimi bir yabancıya teslim edip eve dönmek inanılmaz zordu. Arabada eşim ve ben birbirimize bakamadık ağlamaktan. Ve o an anladım, evladı hasta olup yoğun bakımda, hastane odasında kalan, şifa bekleyen annelerin yürek acısını. Ben bu kadar acı çekiyorsam, o annelerin acısına yürek dayanmaz dedim. Evet biliyordum, belki de şımarıklıktı yaptığım ama o zamanki depresif halimle hiç öyle gelmemişti. Beterin beteri var, Allah'ım evlatlarımıza hep sağlık, huzur ve mutluluk versin inşallah.
   
   Hastaneden ayrılırken bize bir ihtiyaç listesi verdiler, Allah gerek etmesin ama acil durumlarda lazım olabilir diye fikir olması açısından yazıyorum:

- Bebek losyonu (fototerapide, bebeğin kuruyan cildini nemli tutuyor)
- Bir paket bebek bezi
- Bir kutu mama (özellikle aptamil istendi) 
- Islak mendil
- Dökme bez (bunun ne demek olduğunu eczacı da anlamadı)
Emzik ve biberonu ise dışarıdan almayıp, sadece kendi sterilize ettiklerini kullanıyorlar. 
   Listedeki malzemeleri alıp eve döndük. Akşam saat 20:00 deki 5 dakikalık görüşümüzü heyecanla beklemeye başladım. 
   Vakit yaklaşınca sütümü sağdım, bebeğimi görmeye gittim ve yine ağlayarak eve döndüm. Ertesi sabah saat 7:30 da doktorumuzunun viziteden çıkıp bizi bilgilendirmesi için yeniden hastanedeydik. Şükürler olsun her şey yolunda gitmiş, bilirübin değerimiz düşmüştü. Hazırlıklar yapıldıktan sonra bebeğimizi alıp evimize döndük Allah'ıma bin şükür. Ama o gün, gün boyu uyudu bebeğim. Ne yaptıysak uyandıramadık. Haliyle çok panikledik sarılık yeniden yükseliyor diye. Doktorumuzu aradık, endişe edecek bir şey yokmuş. "Bebeğin çok yorgun annesi, hem senden ayrı kaldı, hem de yoğun bakımdaki makinelerin seslerinden uyuyamadı, yorgun düştü, korkma" dedi. İçim rahatladı, sonraki gün de öyle bir şey olmadı zaten.

   Bebekler fototerapi alırken, gözleri zarar görmesin diye göz bandıyla kapatılıyor:


  Fotoğraf,  Vikipedi 'den alınmıştır.
 
   Bizde sarılığın tamamen bitmesi iki ayı buldu sanırım. Doktor önerisiyle, uzamış sarılık nedeniyle ilaç kullandık ve o sayede geçti gitti. 
   
   Eskilerin, bebekte sarılık olmaması, eğer olduysa da düzelmesi için şekerli su içirme adetinin ne kadar yanlış olduğunu anlattı doktorumuz. Sakın verme dedi. Ki ben kendi annemden de bu konuda baskı gördüm. Siz de o tarz zorlamalara kulak asmayın, doktorunuz ne diyorsa onu yapın. Sarılık şakaya gelecek bir durum değil çünkü. 
   
   Bu arada, bebeği çıplak olarak, camın arkasından güneş alacak şekilde yatırmak, sarılık tedavisine evde verilebilecek bir destekmiş. Aklınızda bulunsun. Aman bunu yapayım derken de güneş yanığı olmasın bebişler. Kontrollü, dikkatli uygulayalım. Hatta önce doktorunuza danışın, onun önerdiği süreye dikkat edin derim.

   Herkese sağlık dolu günler dilerim.

2 Ekim 2015 Cuma

BEBEKTE KONAK SORUNU


   Konak, bebekte, özellikle saçlı deride ama zaman zaman kaşlarda ve şakaklarda da görülebilen, sarı pullanmalardır. Sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte, yağ hücrelerinin, henüz düzenli çalışmaya başlamadığı için, fazla miktarda yağ salgılamasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bebeğin saçının temiz ya da kirli olmasıyla da alakası yoktur. 
   Bazen saçlarda dökülmeye sebep olabilir (büyük oğlumda böyle oldu). Genellikle kaşıntı yapmaz, ancak uzun süre devam ettiyse kızarıklık ve kaşıntı da yapabilir (küçük oğlumda kaşıntı da vardı). Ortalama 3 ay kadar devam etmekle birlikte 1-1,5 yıl kadar da sürebilir (küçük oğlumda 1 yıl devam etti). 

   Konaktan kurtulmanın yolları nelerdir?

- Sebamed bebe şampuanının konak oluşumunu önlediği söyleniyor. İlk banyodan itibaren bunu kullanabilirsiniz.

- Hangi şampuanı kullanırsanız kullanın, bebeğinizi yıkarken şampuanı önce elinize döküp iyice köpürtün ve bebeğinizin kafasını bu köpükle yıkayın.

- Veya uğraşamam derseniz,  Mustela'nın alt fotoğraftaki köpük şampuanını da tercih edebilirsiniz.


- Bebeğinizin saçlı derisine zeytinyağı-karbonat karışımı sürüp parmak uçlarınızla hafifçe masaj yaparak dağıtın ve bir süre bekletin (1 saat kadar). Daha sonra bebek şampuanıyla yıkayın ve tarayarak  konakların dökülmesini sağlayın. 

- Zeytinyağı-karbonat karışımı yerine bebe yağı kullanarak aynı işlemi yapın. Benim kullandığım tarak şu:
Sanırım 10 tl ye almıştım. Ve şansıma, mağazada kalan son konak tarağıydı. Gerçekten çok işe yarıyor. Yumuşak yapısı sayesinde, bebeğin saçlı derisini hem hafifçe kazıyarak konakların kalkmasını sağlıyor, hem de bunu yaparken zarar vermiyor.

- Eğer bu yöntemlerden bir sonuç alamazsanız mutlaka doktorunuza başvurun. Konak problemini gidermek için kullanılan ve bebek cildine uyumlu özel kremlerden önerecektir. Onun dışında, sakın kendiniz herhangi bir medikal kremi kullanmayın. Çünkü onların bebek cildinden emilip zarar verme riski mevcut.

Konak oluşumunu önlemek içi ise yine Mustela'nın konak önleyici kremini eczanelerden temin edip kullanabilirsiniz (bu ürünü geç öğrendim, kullanmadım). Fotoğrafı aşağıda: