benden tavsiyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
benden tavsiyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2017 Pazartesi

KREŞE BAŞLADI OĞLUM


   Geçtiğimiz Ağustos ayında işe başlamadan önce düşüncem, oğlumu kreşe alıştırıp ondan sonra işe dönmekti. Kafamda da kreş konusunda net bir seçim vardı. Zira büyük oğlumu da oraya göndermiştim ve aldığım hizmetten çok memnun kalmıştım. Fakat vakit yaklaştıkça eşim bir başka kreş konusunda ısrarcı olmaya başladı. Ki o "diğeri" benim alternatif olarak düşüneceğim bir yer değildi. Aslında yaşadığım yerde ismi en çok anılan, herkesin en çok memnun kaldığı iki kreşten biri orası ama yıllar önce, gördüğüm bir şey yüzünden "o" alternatifi düşünmemeye karar vermiştim. Şöyle ki; büyük oğlumu kreşe başlatma,seçim yapma sürecindeydik yine. Bu bahsettiğim "diğer" kreşin servisini gördüm. Arkada minicik çocuklar vardı ve servis şoförü direksiyon başında sigara içiyordu. Aman Allah'ım, sigara benim en hassas olduğum konulardan biriydi. Üstelik de bu bir kreş servisiydi. Kısacası bu gördüğüm, benim için kabul edilebilir bir durum değildi. Benim kafamdaki kreş imajı, aşçısından şoförüne kadar her şeyiyle çocuklara karşı olan hassasiyetlerini belli eden, çocuk sağlığından ve psikolojisinden anlayan bir yerdi. Burası benim seçeneklerim arasında olmaktan o andan itibaren çıkmıştı (bu arada, çocuk gelişimi öğretmeni bir arkadaşımla konuştum-yine o dönemde-. Kızını bahsettiğim bu yere vermişti. Sebebini sorduğumda, yaşadığımız yerin en lüks kreşi olduğu için tercih ettiğini söylemişti. Yani eğitim durumu ve alanı ne olursa bakış açıları ve hassasiyetler farklı olabiliyor).
   Velhasıl-ı kelam, eşimin ısrarı sonucu, belki de ben abartıyorumdur, belki bir şeyleri değiştirmişlerdir diye düşünerek, görüşmek için "diğer" kreşe gittik. Evet, içime sinmedi. Sebeplerim:
- Bina çok merdivenliydi. Yemekhane bodrum katta,miniklerin sınıfı ikinci katta ve yatakhane üçüncü katta. Yani küçük yaş grubu 2. kattan bodrum katına yemek için iniyor, ardından yemek sonrası uyku için 3. kata çıkıyor. Merdivenler de çok dik üstelik. Bu benim için büyük bir eksiydi. Çünkü bina yerleşimi küçük yaş grubuna uyarlanabilir. En azından yatakhane ve sınıf-serbest etkinlik odası gibi alanlar yemekhaneye yakın konumlandırılabilir. Gördüğüm kadarıyla uğraşmamışlar.
- Kreş sahibesiyle rahat iletişim kuramadım. Daha doğrusu karşısında kendimi ifade ederken güçlük çektim, çünkü kendimi sınava girmiş gibi hissettim. Benim için rahatlık önemliydi.
- Kreş sahibi bayan,yaptığı işle bize lütufta bulunuyormuş gibi hitap ediyordu (ben o hitap tarzından ne özel hayatımda ne de iş hayatımda hiç hoşlanmam ve kullanmam da). Halbuki ben çocuğumun sağlıklı ve iyi şartlarda bakılması için kendi paramla hizmet satın almak istiyordum. Eşim bu tavırları fark etmemişti. Erkekler daha sonuç odaklılar çünkü, süreci pek umursamıyorlar. Ama ben ayrıntıcıyımdır, ince eler sık dokurum. Sonra ona durumu anlattığımda bana hak verdi, kendisi fark etmediği için de şaşırdı :)
- Kreş sahibi bayan, sürekli kendi yaptığı işi övme çabasındaydı. Çocuklara yedirdikleri yoğurdu kendileri mayalıyormuş, her gün mutlaka kendi hazırladıkları kemik suyuyla yaptıkları bir çorba çeşidi oluyormuş, vs. Ama benim aradığım asıl şey bu değildi. Evet ev yapımı yiyecek-içecek sunmaları iyi bir şey olabilir ama bunlar çocuğu mutlu edecek şeyler değil.
- Fiyat konuşurken "benim fiyatım şudur, çocuk buraya geldiği gün parayı alıyorum" şeklinde ticari ağızla konuştu. Benim derdim para da değildi. Oranın parayla dönecek, işleri parayla yürüyecek bir yer olduğunu biliyorum. Kaldı ki kamuya atanana kadar 10 yıl özel sektörde çalıştım. İşlerin nasıl yürüdüğünü ve iletişimin ne kadar önemli olduğunu çok iyi bilirim. Dolayısıyla fiyat konuşurken kullanılan üslup o olmamalı bana göre.
- Kreşe gelen çocukları evlerine gönderirken hepsini tek tek öpüp "seni seviyorum" diyerek gönderiyordu. Ama sözleriyle ifade ettiği şeyi içinde hissetmediği çok net görülüyordu.
- "Alışma sürecinde nasıl bir yol izliyorsunuz" diye sordum. İlk görüşmede cevabı şuydu: "Üç gün, 20'şer dakika anneyle birlikte sınıfta oluyor. Sonra zaten ortamı sevmeye başlıyor ve annesi sınıftan çıksa bile sonra gelip onu alacağını anlıyor. Böylece kreş ortamını kabulleniyor." Evet,bu mantıksız bir şey değildi ama her çocuk için de aynı uygulama yapılamazdı. Ya benim çocuğumun alışma süreci üç günden uzun olursa veya 20 dk yetmezse? Zaten bu konuda da ikinci görüşmemizde U dönüşü yaptı. Aşağıda yazacağım onu da.
- Kreş yönetmeliğinin değiştiğini, o nedenle oğlum 30 ayını doldurmadan önce alamayacaklarını söyledi. Çünkü programları buna uygun değildi (daha doğrusu bu kısmı görüşmenin başında konuştuk. Yukarıda yazdığım ayrıntılara da 30 ayını doldurduktan sonra kreşe başlayacak diye düşünerek girdik). Evet mevcut ayına uygun program uygulayan yerler de vardı ama hiç biri benim alternatif olarak düşüneceğim kriterlere sahip değildi.
   Neticede rotamız belli olmuştu. 30 aylık olana kadar anneanne desteğine başvuracaktık ve sonrasında kreş maceramız başlayacaktı. Ama eşimin bilmediği bir şey vardı ki, ben o görüşmede zaten "diğer" kreşi kafamdan silmiştim ve 30 aylığa kadar olan süreçte istediğim yer için kendisini ikna etmeye karar vermiştim :))

   Bu süre içinde ben sürekli içimin rahat olmadığını, gördüğüm ve hissettiğim olumsuzlukları, çocuğumuzu nasıl etkileyebileceğini falan anlatıp durdum eşime. Hiç birini uydurmuyordum, hepsi gerçekti. Duruma, açık aramak üzere bakmıyordum. Ama çocuğum ve benim için en iyisi olmadığı da gün gibi ortadaydı. Derken eşim de en sonunda beni anladı, hak verdi. Son bir kez benim açımdan bakabilmek için kreş sahibesiyle görüşmek istedi. İşte ikinci görüşmemizde olanlar:

- Bize daha önce verdiği fiyattan 100 tl daha fazla bir fiyat söyledi. Biz önceki konuştuğumuz şeyi hatırlattığımızda "böyle söylemiş olmam mümkün değil, zaten bu sene şu öğrencimi şu fiyata kaydettim, şu şu öğrencilerimiz ikiz oldukları halde kardeş indirimiyle birlikte şu fiyata aldım" gibi şeyler söyledi. Bu açıklamaları yaparken çocukların isimlerini bizzat zikrediyordu. İsim konusunu neden özellikle belirttiğimi altta yazacağım.
- Beğenilen bir yer olduklarını anlatabilmek için ve benim çalıştığım kurumu da bildiği için, bizim şube müdürlerimizden birinin çocuğunun da oraya geldiğini söyledi. Kim olduğunu sorduğumda "bizde çocuklarımızın ismini bir başkasına vermek kesinlikle yasaktır. Öğretmenlerimiz bile, biriyle konuşurken şu isimde bir öğrencimiz var falan diyemezler" dedi. Halbuki biraz önce paradan bahsederken tek tek çocuk isimlerini zikreden kendisiydi. Dolayısıyla verdiği cevap, kendince prensipleri olduğunu vurgularken aslında kendini yalanlamaktan öteye geçemedi. Ayrıca veliler çocuklarını almaya geldiğinde zaten kapıda hem çocukların isimlerini öğreniyor hem de birbirlerini görüyorlar.
- Benim için asıl vurucu nokta: Oğlumun alışma sürecinde izleyecekleri yolu tekrar sordum, iyi ki sormuşum. İşte verdiği cevap: "Çocuğun karakterini, beğenilerini, yeme-içme alışkanlığını, vs anlatan bir mektup yazacaksın. İlk gün getirince kapıdan çocuğu bize atacaksın ve gideceksin". Lafa bakın lafa. Şu an yazarken bile sinirleniyorum. Yahu bu bayan yılların kreş işletmecisi yılların! Üstelik çok tutulan, beğenilen bir kreşin sahibesi. Çocuk psikolojisinden en çok anlamasını bekleyeceğim kişi. Hadi o anlamıyor, diğer veliler de mi bu uygulamanın saçmalığına bir şey demiyor. "Çocuğu atıp gitmek" nasıl cüretkar bir ifade. Benim çocuğumu, öyle bağırıp ağlayarak, gözü yaşlı bırakmamı kendi çirkin ifadesiyle ATMAMI nasıl bekleyebilir! Evet, bu benim kesinlikle kabul etmeyeceğim bir şeydi. Benim istediğim, oğlumun gönlü kırılarak, çaresizlikten bir şeyleri kabullenmesi asla değildi. İstiyordum ki severek, benimseyerek, güle oynaya kabullensin, gidip gelsin. Anlayacağınız, zaten baştan belli olan kararıma eşim de katıldı, gözlerimizle anlaştık, kibarca teşekkür ederek çıktık kreşten. Zira orada gereksiz tartışmaya girmenin bir anlamı yoktu. Demek ki benim hassasiyetlerimle diğer velilerin hassasiyetleri aynı değildi. Ve o bayan da yaptığının doğru olduğuna inanıyordu. Yoksa bu kadar rahat ve kendinden emin bir şekilde ifade edemezdi bunları.

   Çıktık ve doğruca benim istediğim kreşe gittik. İçeri girince bir oh çektim "işte benim istediğim samimiyet ve ortam" diyerek. Ama maalesef hiç boş yerleri yoktu (neden daha önce haber vermediğimiz konusunda ufak çaplı da bir fırça yedik kreş sahibesinden:)). O an ağlamak istedim. Çünkü annem gitmişti, oğlumu kreşe alıştırma süreci için kullandığım iznim de bitmek üzereydi. Kreş sahibesi, yakın zamanda bir kontenjanlarının açılma ihtimali olduğunu söyledi. O durumda bize hemen haber vereceği konusunda sözleşerek ayrıldık. Aslına bakarsanız fiyat konusuna bile girmedik. Çocukları kreşe nasıl alıştırdıklarını, çocuklara nasıl davrandıklarını, vs yakinen biliyordum çünkü. O konularda içim çok rahat olduğu için o ayrıntılara da girme gereği duymadım.

   "Diğer" kreşten söylenenleri anneme anlatınca o bile üzüldü, "o şekilde çocuk mu alıştırılırmış, ben onu evde hiç ağlatmıyorum. biraz daha bakarım, öyle yollanmaz" dedi.
   2-3 hafta kadar daha annem baktı oğluma. Bu arada ben de sürekli artık biraz büyüdüğü için yakında oyun okuluna gideceğini (kreş ifadesi belki itici gelir diye oyun okulu demeyi tercih ediyoruz), orada öğretmenleri ve arkadaşlarıyla birlikte şarkılar söyleyeceğini, oyunlar oynayacağını, uyku vaktinde yatıp uyuyacağını, vs anlatıp durdum ki bu fikre alışsın. Derken kreşten gelen telefonla havalara uçtum. Ve 2 Ocak'ta kreş maceramız başladı.
   Benim iznim bittiği için alışma dönemini annemin yardımıyla atlattık. İlk gün 3 saat kaldılar kreşte. Oğlum sınıfta annemin yanından ayrılmamış, sadece yapılanları izlemiş. İkinci gün yine üç saat kaldılar. Ama sınıfa girdikten bir süre sonra annem dışarı çıkmış, oğlum pek itiraz etmemiş. Üçüncü gün ise öğretmeni oğlumu da içine alan 3 kişilik bir grup oluşturmuş, bu grubu oyunlarla yavaş yavaş sınıfın kalanına dahil etmişler. İşte asıl doğru olan bu. Ağlayan çocuğu atıp gitmek değil yani. Bu kez öğle yemeğinden sonra geçtiler eve. Ve 4. gün, annem kreşin kapısından öğretmenine teslim etmiş oğlumu. Oğlum biraz mırın kırın etmiş ama sonunda "görüşürüz anneanne" diyerek gitmiş sınıfa. Böylece tam gün olayına da başlamış olduk.


   Bugün kreşe başlayalı 21 gün oluyor. Geçen Cuma günü herkesle birlikte oğlum da karne aldı. Ama bu onun için hiçbir şey ifade etmiyor, ne olduğunu bilmiyor henüz çünkü. Fakat benim için öyle büyük bir anlamı var ki. Çalışan anneler bilir, anlar beni. Nasıl olacak, istediğim kreş olacak mı, rahatça alışacak mı, vs diye geçen uykusuz gecelerimin ödülü bu karne çünkü.
   Şimdi her akşam oğlumu öperek ve "seni seviyorum" diyerek yollayan, kalan tüm enerjisiyle ve güler yüzlü bir şekilde "hoş geldiniz, nasılsınız" diye soran bir düzenin tadını çıkarıyorum elhamdülillah.

   Olumsuz şeyler olma ihtimali yok mu, elbette var. Her sabah dualarla en güzele emanet ederek bırakıyoruz oğlumuzu kreşe. Geçen gün bir arkadaşı oğlumun elini ısırmış mesela. Ama sadece denemiş belli. Diş izi değil de çok hafif bir kızarıklık vardı çünkü. Benim oğlum da bir başka arkadaşının saçını çekmiş, kendisi söyledi. Onu da tahmin edebiliyorum, saç çekmek dediği hafifçe tutup asılmaktır mesela. Ama böyle şeyleri, birbirlerine gerçek bir zarar vermedikleri sürece pek de önemsemiyorum açıkçası. "Aman benim çocuğuma dokundu, ay çocuğumu itti, ters baktı" havasında bir anne değilim. Çünkü biliyorum ki hepsi çok küçük ve bir şekilde deneyerek birbirleriyle iletişim kurmayı öğrenmeye çalışıyorlar. Öğretmenlerinin gözetiminde, doğru bir rehberlik ve bilinçli bir ebeveyn tutumuyla da öğrenecekler mutlaka. Birbirlerinden gördükleri her şeyi taklit edip, doğruyu yanlışı ayırt edecekler zamanla. Oğlum şimdi her gün yeni bir bağırma yöntemi öğrenip geliyor eve. Gelince de istediği bir şey için o gün çocuklardan yeni gördüğü bağırma şeklini deniyor. Deneyecek tabi. Ama ben bunu dikkate alıp o şekilde istediğini verirsem işte o zaman kalıcı olup huy haline gelir. Bu durumda benim oğlum için en doğru yöntem olan "önce doğrusunu anlatıp ardından davranışı sönmeye bırakmak" şeklinde bir yol izliyorum.


   Sonuç olarak, birlikte yaşamak her ne kadar zor olsa da, annemin desteği olmadan, birkaç aylık bakım sürecini ve kreşe alışma dönemini atlatmamız pek mümkün olamayacaktı. Çok şükür bizi sıkıntıda bırakmadı, Allah razı olsun ondan.

Eğer "diğer" kreşe verseydim oğlumu, bence şu karikatürdeki gibi düşünürdü :)


Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve tüm sorunların en güzel ve çabuk şekilde hallolduğu günler dilerim.



.


 

12 Aralık 2016 Pazartesi

MEMEDEN AYRILMA SÜRECİMİZ

   Son zamanlarda öyle tatsızım ki... Canım ülkemde patlamalar, şehitler, tecavüzler,çocuk istimarları... Ne yana baksak, hangi kanalı açsak, hangi sohbet ortamında bulunsak konu bunlar. Her ne kadar uzun zamandır televizyon izlemiyor olsam da sosyal medyadan gündemi an be an takip etmek mümkün.

 Henüz kreş sorununu halledemediğim için oğluma bir süre daha annemin bakması mecburiyeti, böyle olunca geçmişin, yılların birikmişliğinin iyice omuzlarıma çökmesi gibi etkenler de eklenince blog yazmak bana çok boş iş gibi görünmeye başladı çoğu zaman. Ama sonra mantıklı düşününce de diyorum ki zaten bu şerefsizliği yapanların, hainlerin, düşmanların istediği de bu değil mi? Bizi korkutup sindirmek, hayata küstürmek, umutlarımızı çalmak ve hedeflerine ulaşmak. Şu anda da mantıklı düşündüğüm anlardan birinde olduğum için yazmaya karar verdim. Zira bunca hengamenin içinde hala birbirimize destek olmak, deneyimlerimizi paylaşmak, yardımcı olmak zorundayız. Hatta her zamankinden daha fazla destek olmalıyız artık birbirimize.

  Konuya dönecek olursam... Gebeliğe karar vermeden önce, ikinci bebeğimi en az 6 ay süreyle sadece anne sütüyle beslemek ve en az iki yaşına kadar emzirmeye devam etmek konusunda son derece kararlıydım. Çünkü büyük oğlumu emzirememiş olmanın psikolojik sıkıntısını ve oğlum açısından da sağlıkla ilgili sıkıntısını yeterince çekmiştim. O nedenle bebeğim doğduğu günden itibaren anne sütüyle beslemeye başladım. Kuvözde kaldığı bir gecelik ayrılığımız haricinde mama ve biberon vermedim. Kendisi de bu konuda oldukça inatçıydı. Gece- gündüz, istediği her an meme dışında hiç bir sakinleştirme yöntemini kabul etmiyordu. Buna emzik de dahil. Bu nedenle, her ne kadar istemesem de geceleri sabaha kadar memede kalmayı alışkanlık haline getirmişti. Bir hafta öncesine kadar da her gece aynı şekilde devam etti (ben yanındayken gündüz uykuları da böyleydi tabi). Memede uyuyunca memede uyanmak istiyordu.Hem ona hem bana eziyet olan bölük pörçük uykular, uykusuzluğun verdiği yorgunluk ve öfke, halsizlik, vs benim açımdan iyice dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. İnternetten çok araştırma yaptım onu üzmeden nasıl uzaklaştırabilirim diye. Kimisi memeye salça sürmüş, kimisi pat diye emzirmekten vazgeçip ağlama krizlerine katlanmış, kimisi bebeğini birkaç gece güvendiği birine bırakıp ayrı kalarak uzaklaştırmış, kimisi sabır taşı kullanarak kendiliğinden bırakmasını sağlamış, vs. Ağlatmak, tiksindirmek, ümidini kesmek bizim için uygun çözümler değildi. O nedenle önce konuşup oğlumu ikna ederek, başarısız olursam da sabır taşıyla kediliğinden bırakmasını sağlamak bana en mantıklı gelen yöntemler oldu. Birkaç hafta boyunca konuşarak ikna etmeye çalıştım ama maalesef kabullenmedi. Sabır taşını da yaşadığım yerde tüm aktarlara sordum, bulamadım. Bu arada yavaş yavaş fark ettirmeden uzaklaştırmaya başlamıştım aslında. Şöyle ki, (baş etmesi daha kolay olsun diye ilk denemeyi gündüz uykusunda yaptım) uyutmadan önce en fazla 5 dk kadar emzirip sonra ayağımda sallayarak uyutmaya başladım. Memede uyumasına izin vermedim. Bu böyle 1 hafta devam etti. Buna alıştıktan sonra, yani ertesi hafta, kafamda çakan şimşek beni mutfağa yönlendirdi. Sirke, evet sirke kullanmak geldi aklıma. Sirke sürüp ondan sonra emzirmeye başladım (yine gündüz uykusuydu). Önce birkaç saniye emdi, tadından hiç rahatsız olmadı. Ama sonra kokusundan rahatsız olunca "anne meme kötü olmuş bence" dedi,kendi isteğiyle kapattı. Ardından yine ayağımda sallayarak uyuttum. Gece d aynı şekilde sirke kullandım, sorun yaşamadan uyudu. Denemenin ikinci gününde, ben,acaba psikolojisi etkileniyor mu, üzgün mü, yoksunluk çekiyor mu diye oğlumu sürekli gözlemledim. Gündüz sorun yaşamazken gece ağlama krizi tuttu. "Anne meme istiyorum, çok istiyorum" diyerek ağladı. Demek ki ne kadar belli etmese de içten içe üzülüyor, özlem çekiyordu. E kolay değil tabi, 2,5 yıllık alışkanlık. Sığındığı limandan ayrılıyordu sonuçta. Ağlamasına dayanamayıp çok az emzirebileceğimi, sonra hemen bırakıp uyumasını istediğimi söyledim. İtiraz etmedi. 1 dk emip uyudu. Sonraki günlerde ise hiç istemedi. Böylece, 2,5 yıllık anne sütü olayımız bitmiş oldu. İtiraf edeyim ki, ben hala deli gibi emzirmek istiyorum, emzirmeyi çok seviyorum çünkü. Ama bu işin geri dönüşü yok artık. Dediğim gibi, bu konu ikimizi de yıpratmaya başlamıştı artık.

   Not: Sabır taşının diğer adı aloe vera taşıymış. Sarı sabır taşı da deniyormuş. Islatıpmemeye sürünce hafif buruk bir tat verdiği için zamanla bebeğin hoşuna gitmemeye başlıyor ve kendiliğinden, yıpranmadan emmeyi terk ediyormuş. 
     
            Ben sütten kesme sonrası yaşanan bazı sıkıntıları (şişlik, ağrı gibi) hiç yaşamadım. Sanırım bu sütümün zaten iyice azalmış olmasından kaynaklanıyordu. 

            Bir de eklemeden geçemeyeceğim bir konu var: Bir haftadır inanılmaz gergin ve öfkeliydim. Yukarıda belirttiğim gibi halledilememiş kreş sorunu, annemle bir arada yaşamanın zorluğu ve bunun bir süre daha devam etmesi gerekliliği yanında emzirmemenin bana da verdiği özlem duygusu ve hormonal değişiklik de bunda etkili oldu sanırım. Ama şükürler olsun bu hafta daha iyiyim. 

           Tam 30 ay 2 gün oğlumu emzirmeyi nasip eden rabbime şükürler olsun.

Ekleme: Yazmayı unuttuğum bir denemem daha var. Memeden kesme sürecine başlamadan önce bebeğime meme yerine koyabileceği başka bir şey sunarak emmeyi kendiliğinden bıraktırmak istemiştim. Bu nedenle yatmadan önce biberonla bir miktar süt içirmeye, buna alıştırmaya çalıştım. Ama olmadı. Benim biberonun ne olduğunu bilmeyen oğlum,biberondan süt içmeyi beceremedi. Ağzına süt geldiğinde şaşırdı, sonra bunu oyuna çevirdi. Ama bir türlü alışamadı gerçek işlevine. Bu yöntem, yani meme yerine başka bir şey koyma denemesi bize işe yaramadı. Belki sizin işinize yarar.
         

9 Haziran 2016 Perşembe

ANLAŞILDIĞINI BİLMEK / ŞULE SEDA AY

   Benzer yolların benzer patikalarından geçmiş/geçiyor olmasaydık kaleminden bu kadar etkileniyor olmazdım sanırım. Çocuklarımla olan iletişimimde, çocuklarımı kendimden korumak adına çıktığım otokontrol yolculuğumda yolumu aydınlatanlardan biri Şule Seda AY. Yine döktürmüş, kalemine sağlık. Lütfen okuyun:

http://m.hthayat.com//yazarlar/sule-seda-ay/1035522-anlasildigini-bilmek

3 Haziran 2016 Cuma

DÜĞÜN HAZIRLIKLARI

   Kısmet olursa ağustosta kız kardeşimin düğünü olacak. Ve biz yaklaşık 1 yıldır onun hazırlıkları içindeyiz. Öyle ki, 2-3 aydır da gece-gündüz, çocukları uyuttuğum her an işlerin başına geçiyorum.
   Başlarken hedefimiz her şeyi kendimiz yapalım şeklindeydi. Başardık da şükürler olsun. Bu süreçte farkettim ki benim böyle süsleme işlerine elim gerçekten yatkınmış. Tasarımda da hiç fena değilmişim, e oldum ben o zaman :) . Şaka bir yana hem yorucu, hem de inanılmaz zevkli bir süreçti. Ben zaten bu tarz süsleme işlerine bayılırım. Bazen pes etme noktasına gelip keşke başka model düşünseydik dediğimiz de oldu ama sabırla bitirdik hepsini. İşte yaptıklarımız:

- Buzdolabı süsü olmak üzere lavanta keseleri (aslında lavanta kesesi demek basit kalıyor, kese, ürünün ufacık bir kısmı çünkü). Bizi en çok zorlayan, en fazla emek verdiğimiz ve en çok zaman alan şey buydu. Tam 570 adet yaptık.
- Kına keseleri. Bunu 350 adet civarında yapmış olabiliriz, sayısını net hatırlamıyorum.
- Gelin çiçeği, damat yaka çiçeği, gelin tacı. Bunlar muhteşem oldu. Bittiğinde bakmaktan en mutlu olduğumuz parçalar bunlar.
- Gelin ayakkabısı. Converse süsledik. Abartıdan mümkün olduğunca kaçınmaya çalıştık.
- Altın kesesi. Dikiş bilmez halimle, tamamen doğaçlama yaptığım farklı bir tasarım oldu, çok da cici oldu.
- Takı kurdelesi. Süsledik tabi ama yine tercihimizi sadelikten yana kullandık.
- Gelin kuşağı. Bu da çok cici oldu. Kardeşim kırmızı istemediği için (ben de kırmızı kuşak hiç sevmem) farklı renkler seçtik. Bir tanesini süsledik.
- Dantelli bir bileklik.
- Takı iğneliği. Kahkahalar atarak yaptık bunu. Malzeme ararken karşımıza öyle bir şey çıktı ki 10 dakika bile sürmeden iğneliğimiz hazırdı.
- Gelin masası için mumluk.
- Dış çekimde kullanmak üzere suslu bir şemsiye.
- Yine dış çekim için şapka.
- Kına tepsisi için süslü bir örtü. Orasından burasından ponponlar, tüller çıkan tepsilerden olsun istemedik.
- Davetiye. Tasarımı bize ait olduğu için, matbaada bastırılan davetiyenin süsleme işi de bize kaldı tabi.
- Şimdi de yeni gelin evi mis gibi koksun diye sabun süslüyorum. Tasarımı yine bana ait.
- Yelpaze. Hem düğünde hem de çekimlerde kullanacak. Bunu hazır aldık, hiç bir değişiklik de yapmadık.
 
 Tek eksiğimiz düğünde kullanacağı boncuklu taç ve gelin damat kadehleri. Onlar da bu aralar diğer kız kardeşimin ellerini öpüyor :)

   Önümüzde gelin evi yerleştirme ve ardından birisi kınayla birlikte olmak üzere iki ayrı düğün var. Ve her biri birbirine inanılmaz uzak mesafede. Ardından benim işe dönüş telaşım geliyor hemen bir hafta sonrasında. Hiç bir şey değil ama asıl gözümde büyüyen de o zaten.
 
   Şimdi hazırlıklar için yapılan masrafa gelince, toplam maliyeti bilemiyorum ama, başka yerlerden aldığımız fiyatlara göre bazı karşılaştırmalar yapabilirim:
- El çiçeği, yaka çiçeği, baş çiçeği: Baktığımız modeller genelde 350-450 tl arasıydı. Biz sanırım 50 tl den de az bir maliyet koyduk ortaya. Ve içimize çok sinen şeyler elde ettik. Bize göre hazırlardan daha güzel oldu.
- Converse: Yine 300 tl ye kadar fiyatlarla karşılaştık. Biz 50 tl ye falan mal ettik.
- Takı kurdelesi: İnternette çifti 25 tl olan gördüm. Biz 10 tl bile harcamadık.
- Davetiye: 600 adet davetiye için 300 tl si matbaaya olmak üzere toplamda 350 tl  kadar harcadık. İnstagram üzerinden bize 500 davetiye için 4000 tl fiyat veren bile olmuştu. Tanesi 8 tl yani.
 
   Tüm bu süreçte çıkardığımız dersler:

- Vaktin varsa, yapabildiğim her şeyi kendin yap.
- Malzemeleri alırken tek bir yere bağlı kalma. İnternetten, çok daha uygun fiyata malzemeler bulunabiliyor. Uygun bir maliyet icin dükkan dükkan gezmeye de üşenme. Özellikle instagram fiyatlar konusunda çok uçlarda. Satıcılar kaliteli malzeme kullandıklarını söylese de kanma, mantıklı düşün. Bir davetiye aşırı kaliteli olsa ne çıkar? Sonuçta insanlar düğün tarihine bakıp çöpe atmayacaklar mi? 350 tl neredeee, 4000 tl nerede. İnsaf yani, kimi kandırıyorlar.
- Bu süreçte en büyük yardımcın silikon ve silikon tabancası. En kullanışlı silikon tabancaları da 10 watt gücündeki küçük olanlar. Daha büyükleri küçük alanlar için hiç uygun olmuyor.
- Yapacağın hazırlıklar için model seçerken, modelin yapılışı ile ilgili tüm aşamaları gözden geçir. Lavanta keselerimiz bizi son derece zorladı zira. Zorluk derecesini şöyle anlatayım: Normalde hazır malzemelerle basit bir lavanta kesesi ortalama 1,5-2,5 tl arası fiyatla satılıyor. Ben, bizim modelimizi satıyor olsam 4 tl altında kesinlikle satmam. Bu işin ticaretini yaparsam da o modelle uğraşmam :)
- Bu tarz hazırlıklar için düğüne çok var diyerek tembellik yapma. Mümkün olan en erken zamanda başla ki düğün yaklaşırken iki ayağın bir pabuca girmesin. Böylece işini erkenden bitirip, keyifle düğün vaktini beklemek kalır. Biz, misafirler için yapılacak yemek menülerini bile ayarladık. Yaptıklarımızı, kına malzemesi, takı töreni malzemesi, kuaföre giderken götürülecekler, vs şeklinde de ayırdık kolaylık olsun diye. Vakti geldiğinde her şey tıkır tıkır işlesin inşAllah. Allah'ım sorunsuz, kolayca atlatmayı nasip etsin.
- Kıyafet alışverişi için internetten bolca faydalan. İndirimli ürünlere mutlaka göz at, ürün bilgilerini, manken ölçülerini, vs mutlaka incele. Ürünü alacağın firmayla ilgili tüketici şikayetlerini oku. Ben her iki düğün için aldığım abiye elbiseleri internet üzerinden getirttim. Üstelik çok uygun fiyatlarla. Çok da içime sindi.

   Bu kadar yazdım ama maalesef yaptıklarımızın fotoğraflarını ekleyemiyorum. Düğünde, hazırlık fotoğraflarını da içeren slayt gösterisi olacağı için gelin hanımdan izin yok.

   Kalın sağlıcakla...