bakıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bakıcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2016 Çarşamba

VAKİTSİZLİK BÖYLE BİR ŞEY

   Aslında yazımın başlığı için bir çok alternatif düşündüm. "İşe dönüş", "vicdan azabı", "hala memeden kesemedim", "hala uykusuzum" ya da "imdaaat!" gibi. Ama aylar sonra ilk kez bilgisayarı elime alınca başlık düşünmek bile vakit kaybı olacaktı. Eeee işte vakitsizlik böyle bir şey.

   En son yazımı haziranda yazmışım. Bu zamana kadar neler yaptım?
Öncelikle BURADA bahsettiğim düğün hazırlıklarını tamamladık ve hayırlısıyla düğünümüzü atlattık. Çok eğlendik,çok yorulduk. Fırsat olduğunda düğün hazırlıkları ile ilgili daha geniş bir post yazarım inşALLAH. Alışveriş listesi (içinde gereksiz hiç bir şeyin olmadığı), el emeği hazırlıklar, gelinlik seçimi, vs geniş kapsamlı bir postun, düğün hazırlığı yapanlar için faydalı olacağın inanıyorum. Bu arada küçük bir tatil de yapmış olduk. 3 yıldır gitmediğimiz Sinop'u çoook özlemişiz, hasret giderdik.

   Düğün sonrası işbaşı yaptım. Aslında planım, işe dönmeden önce oğlumu kreşe başlatmaktı. Ama maalesef bu olamadı. Aralık ayında başlayacak inşALLAH. Kafamda bakıcı düşüncesi de olmadığı için (büyük oğlumda yaşadığım bakıcı deneyimini BURADA bahsetmiştim) mecburen annemden 3 ay süre için oğluma bakmasını rica etmek zorunda kaldık. Bu da pek taraftar olmadığım bir şeydi ama ücretsiz iznimi sonuna kadar kullanmıştım, yıllık iznimi kullansam zaten yetmezdi (ayrıca yıllık iznimi kreşe başlama döneminde kullanmak istiyordum). Yani başka alternatifimiz yoktu. Evet annemin hakkını ödeyemem, evet o bakmam deseydi çok çaresiz kalacaktım ama böylesi de çok zor. Her neyse, oğlum için ve Allah'ın izniyle kısıtlı bir zaman için o zorluğa katlanırım.
   İşe başladığım özellikle ilk gün çok vicdan azabı çektim. Çocuklarımı terk etmiş gibi hissettim kendimi. Ve evimi de çok özledim. Evde olduğum 1,5 yıl içinde fark ettim ki BENİM BİR EVİM VARMIŞ. 2002 den beri bilfiil çalışma hayatının içinde olunca bunu hiç fark etmemişim. O zamana kadar ev benim için sadece yemek yediğim ve uyuduğum bir otelden farksızmış. Ve eğer özel sektörde çalışıyor olsaydım işe geri dönmezdim. Ama devlet kadrosunda olduğum için ve buna ulaşmak da hiç kolay olmadığı için nankörlük edemezdim. Her neyse, iş konusundaki fikirlerim değişmedi ama bu fikirle çalışmaya alıştım.

     Hala çalışma hayatı, ev işleri, çocuklar, kendi ihtiyaçlarım,eşimle olan iletişimim arasında bir denge kurmaya çalışıyorum. Oğlum kreşe başladığında bu çok daha kolay olacak sanırım.

   Ev işi konusunda beni en çok zorlayan şey çamaşır ve ütü. Hem sevmiyorum ütü yapmayı, hem de vakit ayırmam çok zor oluyor.

   Çamaşır kurutma makinesi almaya karar verdim bir de.Böylece hem çamaşır asma derdim kalmayacak, hem ütüm azalacak hem de büyük oğlumda ve bende olan alerjik riniti hafifletecek.

   Hafta içi günlerimin döngüsü şöyle: En geç 6:30 kalkış,  7:30 a kadar kahvaltı ve hazırlanma, en geç 7:40 ta evden çıkış, akşam 17:00 a kadar çalışma, vakit kaybı olmasın diye markete bile uğramadan eve dönüş, çocuklarımla hasret giderme, küçük oğlumla oyun, büyük oğlumla sohbet ve günün değerlendirilmesi, akşam yemeği hazırlama ve yemek aşaması, mutfağın toplanması,yeniden çocuklarla vakit geçirme, çocukların uyku vakti. Niyetim onlar uyuduktan sonra bir kahve içmek, kitap okumak (artık ders çalışmak),eşimle sohbet etmek, birlikte bir film izleyebilmek. Ama hangisini yapabiliyorum,elbete hiç birini. Çünkü hala memeyi bırakmamakta direten ve uykuları kabus olan küçük olan küçük oğlum hiç birine izin vermiyor. Bu durum beni artık iyice sıkmaya başladı. Konuşarak ikna olmuyor, ağlatarak unutturmayı da ben istemiyorum. Onun psikolojisini bozmadan memeden kesmek için araştırmalarımda bulabildiğim, benim oğlum ve bizim durumumuz için uygun olan tek yol sabır taşıyla kendi kendine bırakmasını sağlamak ama buradaki aktarlarda da onu bulamıyorum. Sıkıştım kaldım. Kasım sonunda açıköğretim vizeleri var ve ben ders çalışamıyorum.
 Açıköğretim demişken, aslında fizyoterapistim ama açıköğretim adaleti de bitirdim.Bu yıl da DGS ile açıköğretim İşletme Fak.ne yerleştim. Çalışabilirsem okuyacağım inşallah.

   Ciddi anlamda vakit sorunu yaşıyorum şu anda. Bazen sorular geliyor (özellikle de ÖN SÜTÜN FAZLA GELMESİ ile alakalı. O soruları bile görmem bazen haftaları buluyor. Ama instagram da anlık paylaşım yapılabildiği, fazla vakit gerektirmediği için orada daha aktifim. İnstagram adresim de şu: @annelikindeksim

   Bu da böyle anlamsızca biten ve yazım hataları kontrol edilip düzeltilmeden yayınlanan bir yazı olsun. Kalın sağlıcakla...
 

14 Ocak 2016 Perşembe

KREŞ Mİ, BAKICI MI, ANNEANNE-BABAANNE Mİ?

   Her çalışan annenin içini kemiren bir sorudur bu. Ve her anne de bilir ki, aslında en güzeli, 3-4 yaşına gelene kadar çocuk anneyle birlikte olmalıdır. Ancak ne yazık ki günümüz şartlarında bu her zaman mümkün olmayabiliyor.

   Öncelikle şunu belirteyim; ben insanların kadın mutlaka çalışıp ayakları üstünde durmalı ya da üstü kapalı olarak çalışan anne iyi anne değildir eleştirilerine çok karşıyım ve bu ahkam kesmeleri duyup okudukça sinirlerim inanılmaz geriliyor. Herkesin işine karışmakta, bize sorulmadan fikir sunmakta, ahkam kesmekte, hemcinslerimize yardımcı olmak yerine acımasızca eleştirmekte ve yargılamakta üstümüze yok. Merak ediyorum neden böyleyiz acaba? Zaten kadın olarak varlık sürdürmekte yeterince zorlandığımız iş hayatı ve sosyal hayatta birbirimizin yükünü neden ağırlaştırıyoruz?

   Bana göre kadının doğum sonrası çalışma hayatına dönmesi tamamen maddi olanaklara, kişinin kendi psikolojisine, dünya görüşüne, eşinin yardımcı olup olmamasına-anlayışına, bugünden ve yarından beklentilerine, hayallerine, bebeğini güvenle bırakacağı bir kişi ya da yer olup olmamasına, vs göre değişir. Bu kararı etkileyen o kadar çok kriter var ki. Bu düşünceler zaten annenin kafasını yeterince karıştırıyor. Ona gerektiği şekilde maddi manevi destek olmak yerine onu iyice üzmeyin, omuzlarına bir stres de siz yüklemeyin ne olur. İnanın verdiği her kararı gecelerce uykusuz kalıp, en ince ayrıntısına kadar düşünerek veriyor. O yüzden verdiği karara güvenin, o bebeği hakkında en doğrusunu bilir.
 
   Bu şekilde düşündüğüm için, şimdi burada çalışın-çalışmayın, bebeğinizi ona bırakın, şuna götürün demek yerine, her iki hatta üç durumu da yaşadığım için kendi deneyimlerimi ve gözlemlerimi aktaracağım. Çaresizce, stres içinde, karar verebilmek için durum değerlendirmesi ve araştırma yapan bir anneye faydam olur belki. Bu arada üç durumu da yaşadım derken bakıcıya bırakma, bir yakınına bırakma ve kendi büyütme olarak üç durumu kastettim.

   O zamanlar özel sektörde çalıştığımı ve büyük oğlumu daha 35 günlük bebekken bakıcıya bırakıp işe dönmek zorunda kaldığımı daha önce söylemiştim. Bu durum beni o kadar etkiledi ki vicdan azabını ömür boyu içimden atamayacağımı biliyorum. Kendimce haklı sebeplerim olmakla birlikte iyice paranoyak bir hale gelmiştim. Kontrol için:
-Bebek bezlerini dizip resimlerin sırasını ezberleyerek bebeğimin altını kaç kez değiştirdiğini kontrol etmek,
-Mama seviyesini, bakıcının fark etmeyeceği bir şekilde işaretleyerek ne kadar mama verdiğini kontrol etmek,
-Eve gelince hemen içeri girmeyip kapıdan içeriyi dinlemek,
-Gün içinde işyerinden izin alarak rastgele bir saatte eve gitmek,
-Her gün bakıcı gittikten sonra bebeğimi tamamen soyup vücudunda bir anormallik olup olmadığına bakmak gibi şeyler yapıyordum.
   İçim hiç rahat değildi. Bakıcıyı benimseyememiştim. Zaten el kadar bebeği bir yabancıya bıraktığım için kendime kızıyordum. Bireysel olarak bakıcıyla elektriğim de uyuşmamıştı, vs. Derken 2,5 aylık bakıcı maceramızdan sonra bir sabah aniden yüzüstü bırakıldık, bakıcı teyzemiz haber vermeksizin gelmedi o gün. Neyse ki yaz tatiliydi. Biri lisede, diğeri üniversitede olan kız kardeşlerim tatildeydi. Bizi çaresiz bırakmadılar ve ricamız üzerine güle oynaya geldiler bebeğime bakmak için. Ve bu bizim kesinlikle en büyük şanstı.



Keşke böyle bir bakıcı bana da denk gelseydi.

   Peki kardeşlerim geldikten sonra bebeğimde ne gibi değişiklikler oldu:
-Uykusundan sıçrayarak uyanmaları son buldu.
-Her gün ben işten geldikten sonra bakıcısının kucağından bana gelmek isteyen bebeğim, çok mutlu olduğu için bunu yapmamaya başladı (kesinlikle küsme anlamında değil, teyzeleriyle çok eğlendiği için böyleydi).
-En önemlisi, o ayki rutin kontrolde çocuk doktorumuz "bakıcı mı değiştirdiniz, bebeğinizin gelişimi çok hızlanmış" dedi.
-Benim kafam inanılmaz derecede rahatladığı için bu durum bebeğime de yansıdı.
   O yaz, şubat tatilleri ve sonraki iki yaz boyunca oğlum teyzeleriyle birlikteydi. İnanılmaz mutluydu, seviliyor, eğleniyordu.
   Kardeşlerimin okul zamanlarında ise mecburen anneannemiz bakmaya başladı bebeğime. Evi 45 km uzaklıkta olduğu için de bizde kalmak zorundaydı. Oğlum yine büyük bir sevgiyle büyütülüyor, ihtiyaçları hiç gocunmadan karşılanıyordu ama aynı evde olunca maalesef annemle bazı problemler yaşamaya başladık. Çünkü bizim kendi ev kurallarımız farklı, onun alışık olduğu kurallar farklıydı. O sonuçta yaşını başını almış olduğu için zamane annelerine göre öncelikleri değişebiliyordu. Mesela ev mutlaka düzenli olmalı, hatta etrafta hiç toz bile olmamalı, ütü birikmemeli, mutfak tezgahında hiç bulaşık olmamalı, vs şeklinde. Oysa ben zaten bebeğime doyamadan işe başlamıştım, işim çok ağırdı (fizyoterapist olduğum beden gücüyle çalışıyorum) ve eve bitmiş bir halde geliyordum, ayrıca benim için bebeğim, evimin düzenli olmasından daha öncelikliydi. Yaşadığımız bazı olumsuzluklar sebebiyle ev işleri için bir yardımcı da almıyorduk. Hal böyle olunca, yavaş yavaş gerilen ipler, araya giren başka bazı olaylar sebebiyle kopma noktasına geldi (ben bebeğim için sabır göstermesem, kopardı da). Sonuç olarak kendi anne-babanız bile olsa, evlendikten sonra aynı evin içinde kalmak çok başka bir olay.
   Bu teyze-anneanne şeklindeki döngü, oğlum 3,5 yaşına gelince son buldu. 3,5 yaşında kreşe başladı ve biz o zaman ilk defa, gerçekten çekirdek aile olduğumuzu anlayabildik. Kardeşlerimin ve her ne olursa olsun annemim hakkını asla inkar edemem, nankörlük edemem. Allah razı olsun onlardan.

   Aradan 8 yıl geçti, ben yeniden anne oldum. Ama bu kez kararlıydım, bebeğime kendim bakacaktım. Ayrıca artık kamuda çalışıyordum ve ücretsiz izin şansım vardı. Allah'a şükürler olsun, bu şansımı kullanmayı kısmet etti. Şimdi evde bebeğim ve oğlumla birlikteyim. Annelik asıl buymuş diyorum şimdi. İnsanın bebeğine kendi bakması, büyütmesi, tüm zamanını onunla geçirmesi çok başkaymış. Zaman zaman çok zorlanıyor da olsam çocuklarımın başında olmak inanılmaz güzel. İşe dönüş için biraz daha zamanım var. O sıralarda bebeğim 27 aylık falan olacak inşallah. O kreşe, ben işe... Tabi birkaç ay sonra hangi kreşi seçsem stresi basacak ama olsun.
 
   Gelelim işin karşılaştırma kısmına...
 Şunu söylemeliyim ki, birinci dereceden akraba bile olsa, bebeğe annenin bakması, her ihtiyaç duyduğu anda annesini yanında bulması çok çok farklı. Bunu çok net görebiliyorum. Büyük oğlum ve bebeğim arasında özgüven bakımından çok fark var. Büyük oğlum her ne kadar teyzeleriyle çok mutlu da olsa, anneden ayrı olma durumunu çaresizce kabul ettiğini ve ona verilen sevgi sayesinde anneyi her an görmeden mutlu olmaya alıştığını anladım. Yani buruk bir mutluluk... Dolayısıyla bu özgüvenini etkiliyor. O nedenle de, bebeğim abisinden çok daha atılgan, daha tuttuğunu koparan bir yapıya sahip.
 Her an yanında olduğum için bebeğimin gece uykuları daha düzenli (saat anlamında).
 Etkinliklerimiz zamana yayarak yapıyoruz.
 Bebeğimin zihinsel ve motor gelişimine ön ayak olmaktan çok, yeterli vaktim olduğu için onun potansiyeline tanıklık ve "ihtiyaç duyduğu anda" rehberlik edebiliyorum.

   Özetle, "bana göre" bebeğe bakacak kişiler konusunda sıralama 1-Anne, 2-Teyze-hala, 3-Anneanne-babaanne, 4-Bakıcı şeklinde olmalı.

   Keşke gebelik izni, doğum izni, vs konularda tatmin edici düzenlemeler yapılsa da bu konuları konuşmaya hiç gerek duymasak. Ama ne yazık ki, ilk 6 ay sadece anne sütü derken, bebek 3 aylık olduğunda doğum izninin bittiği bir saçmalığın içindeyiz.

Şu karikatürü de eklemeden geçemeyeceğim. Gördüğümde çok gülmüştüm, hala da bakar bakar gülerim :)))


Not: Yazım hatalarını kontrol edemeden yayınladığım için özür diliyorum. Artık, bilgisayar başında geçirebildiğim vakit iyice azaldı.